Merhaba Ziyaretçi; Bugün Saat
Yazar Arşivi
image012

Peynir Müzesi

Peynir Müzesi

image012

Peynir Müzesi

PEYNİR MÜZESİ   Türkiye'nin ilk ve tek peynir müzesi Kars Büyük Boğatepe köyünde ziyaretçilerini beklemektedir. Kültürümüzü yaşatmak adına bu çok değerli hizmete burada yer vermek istiyoruz. Bize yardımcı olan ve bu çalışmaya emek veren , kimsenin uğramadığı topraklara fidanlar eken , eli öpülecek kardeşimiz ağabeyimiz İlhan Koçulu hemşerimize şükranlarımızı sunuyoruz.   Müze köyün girişinde, iki katlı bir binadan oluşmaktadır.   Esas müze alt katta bulunmaktadır. Peynirin gelişimi, gravyerin buralara nasıl geldiği, üretimde kullanılan malzemeler ve önemli insanlardan bahsedilmiştir. BUNLARDAN BAZI ÖRNEKLER AŞAĞIDADIR             Üst kat daha çok görsel materyaller ile doludur. Bilgi verme amaçlı dokumanlar ve fuarlarda kullanılan pankartlar burada sergilenir. BAZI ÖRNEKLER     TÜRKLERİN ORTA ASYADAN ANADOLUYA GELİŞLERİ İLE İLGİLİ BİLGİLER DE İÇEREN PEYNİRİN TOPRAKLARIMIZDA ÜRETİMİ İLE İLGİLİ TARİHÇEDEN BAHSEDEN ÇOK GÜZEL BİR DÖVİZ:         Müze Yanında , boğatepe köyünde yetişen bitkilerin toplanıp, şifalı ürünlere dönüştürüldüğü bir atolye bulunmaktadır. Boğatepe yaylarından toplanan 800 çeşit bitki , burada , eğitimden geçmiş köy hanımlarına ek gelir sağlamaktadır.         Müze Ziyaretçi Defterinden Bazı Alıntılar...   PEYNİR MÜZESİ ZİYARETÇİLERİ İÇİN YAPILMIŞ MİSAFİRHANE             Müze Web adresi: http://www.peynirmuzesi.org/    

Aşık Şenlik

Aşık Şenlik 1850-1913. Çıldır’ın Suhara (şimdiki adı Yakınsu) köyünde doğdu. Asıl adı Hasan’dır. 14 yaşında bade içerek aşık oldu. Köyüne gelip giden aşıklar aracılığıyla geleneği öğrendi. Kısa sürede yörede adı duyulup tanındı. Sevdiği kızın evlenip başka bir köye gitmesi üzerine daha da duygu ağırlıklı söylemeye başladı. Bağlama çalamamasına karşın söyledikleri ve güzel sesiyle ünü giderek yayılan Aşık Şenlik’e bağlama dersleri yörenin tanınmış saz şairi Aşık Nuri tarafından verildi. Okur yazar ve bilgili bir kadın olan annesinin de Şenlik’in yetişmesinde önemli etkisi oldu. Bunların dışında Suharalı Molla Methi ve bazı kaynaklarda aktarılan Yusufelili Eşrefi de, süreç içinde Şenlik’in gelişmesine katkıda bulundu. Ancak eldeki verilere göre Yusufeli çevresinde Eşrefi adında bir aşık yaşamadı. Dönemin ünlü aşığı Sümmani’yle karşılaştı ve birbirlerini etkilediler. Ayrıca aynı dönemde yaşayan birçok başka aşıkla da karşılaşan ve onlar üzerinde önemli etkiler bırakan Aşık Şenlik, yalnızca Anadolu’da değil Azerbaycan’ın tanınmış aşığı Elesker (1821-1926) gibi başka mekanların aşıklarını da etkiledi. Şiirlerinde çok değişik konuları işleyen Aşık Şenlik, yaşadığı dönemin toplumsal sorunları ve çalkalanmaların da etkisiyle özellikle »koçaklama« dalında birçok şiir/türkü söyledi. Özellikle Azerbaycan, İran aşıklık geleneği ve tavrını Anadolu’ya taşıması açısından öteki aşıklardan ayrılan önemli bir konumu olan Aşık Şenlik’in yemeğine, bir atışmadan sonra zehir kondu. Uzun bir yolculuktan sonra köyüne yetişemeden Arpaçay’ın Dalaver köyünde öldü. Cenazesi köyüne getirilip gömüldü. Şenlik üzerine Ensar Aslan’ın »Aşık Şenlik, Hayatı, Şiirleri, Karşılaşmaları, Hikayeleri«, (1992) adlı bir araştırması bulunmaktadır. Giderem Mevlayı seversen konak et beni Bu gece eğlenir yatar giderem Gözden ırak olup gönülden cüda Derbeder olurum iter giderem Çıra yakıp yanımızda oturma Burda olan sözü köye götürme Bir parça ekmekle su da getirme Niyet edip oruç tutar giderem Sabahtan kalkan da han pulu iste Eğer vermez isem sen beni kısta Atı koy mezada müşteri seste Değere değmeze satar giderem Mevlayı seversen tan etme bize Hak kulun ayıbın vurmadı yüze Bu yıl tahsirliydim göründüm göze Bıldır yağan kardan beter giderem Çıldırlı Şenlik'im aşk hevesinde Üryan gönlüm gezer abdal postunda Kahve ocağında peyke üstünde Yorgansız döşeksiz yatar giderem Bu Gece Yığılın ahbaplar yaren yoldaşlar Bir sağalmaz derde düştüm bu gece Hikmet-i pir ile ab u zülalden Kevser bulağından içtim bu gece Kudret mektebinde verdiler dersi Zahirde göründü arş ile kurşu Hıfzımda zapt oldu Arabi Farsi Lügat-i imranı seçtim bu gece Sefil Şenlik haktan buldu kemali Bu fikirli vasf-i halin demeli Hilallenmiş gördüm güzel cemali Tagayyür hal olup şaştım bu gece

Kaçak Nebi

Kaçak Nebi (Nevi) Kaçak Nebi Destanı Yöremizde olduğu gibi, Azerbaycan sahasında da, Nevruz bayramı çeşitli etkinliklerle kutlanır. Aslında, Nevruz kendi başına bir bayram şenliğidir. Baharın gelişi, eski takvime göre 9 Mart yeni takvime göre de 21 Mart gün olarak bilinir. Bilinen gün Nevruz kutlamalarının başladığı gündür. Bu çiçeklerden birinin adı da Nevruz çiçeği ya da Nevruz otudur. Bu üçüncü haftanın sonunda Nevruz denilen takvimin başlangıcı gündeme gelir. Yani Cemre`nin toprakta bir haftayı doldurduğu zaman, haftanın bitiş gününün sabahı Nevruz`dur. Bu da gün olarak 9 Mart günüdür. Konumuz Kaçak Nebi destanı ve bu destan içindeki türküler. Nevruzun bu anlatımda ne işi var diyeceksiniz. O halde söyleyelim, Kaçak Nebi destanı Nevruz şenliklerinin tam ortasında başlar. Bunun için az da olsa Nevruz olayını gündeme taşıdım. Kaçak Nebi 19. yüzyılın bilinen halk kahramanlarından biridir. Kendisinden söz edilince, destan içinde sevgilisi Hecer`den de söz etmek gerekiyor. Bu destan içinde yer alan türkülerin onlarcası halk ağzında anonimleşerek günümüze gelmiştir. Şu anlamda anonim: Söylenen türkülerin bu destana özgü türküler olduğunu herkes biliyor. Destan anlatımından ayrı olarak söylenilen türkülerin, destanın özünden kopmasına ben anonim diyorum. Yoksa, destanı herkes biliyor. Revan Şehri yakınlarında, Araz ırmağı kıyısında Gazahlı denilen mevkide yılın Nevruz şenlikleri yapılmaktadır. Bu şenlikler genellikle yöre beylerinin sorumlulukları ve yönetimleri altında olur. Bu sözü edilen şenliği yöneten yörenin beyin adı Helil (Halil) Bey`dir. Gazahlı beyi olan Halil Bey, söylentilere göre, yörede Rus işgalini destekler durumdadır. Bu beyin emrinde olan Gazah askerleri ile Kaçak Nebi`nin kavgası destan boyunca anlatılır. Kısaca destanı özetlersek, iki camuş meydanda dövüşmeye başlar. Dövüş uzun sürdüğü için karşılıklı sözlü sataşmalar da ağırlaşır. Bizi ilgilendiren bölüm ise burası. Nebi`nin camuşu Ermeni`nin camuşunu yener. Yine söylentilere göre, yenilgiyi bir türlü kabul edemeyen Ermeni tabancasını çeker ve Nebi`nin camuşunu vurarak öldürür. Bu sırada ortalık karışır. Bir Nevruz eğlencesinin kanlı bitişi, yöreyi işgal altında tutan Rus işgali adına yöre beyliğini yürüten Gazahlı Beyi`ni de harekete geçirir. Köylü Nebi, adam öldürmekten mahkemeye çıkarılacak ve yargılanıp tutuklanacaktır. Rus yöneticilerin ve Gazahlı Beyinin eline geçip yargılanmayı kabul etmeyen Nebi, dağlara kaçar. Destanda geçen Kaçak Nebi adı, destan boyunca Koç Köroğlu adıyla yan yana getirilir ve Nebi`nin güçlülüğü Köroğlu ile ölçülür. Koç Köroğlu`nda var olan tüm yetenekler Kaçak Nebi denilen kişide de olduğu söylenilir. Bir türküde, Hecer Hanım, on iki saldat bir neçenli öldürdüğünü de kendisi söyler. Bu suçundan dolayı olsa gerekir, Hecer Hanım hücreye atılır ve orada hep Nebi`nin gelip kendisini kurtarmasını bekler. Genelde türküler Hecer Hanım`ın ağzından söylenilmiştir. Yani Kaçak Nebi destanında geçen türküler kadın ağzı türkülerdir. Kaçak Nevi (Kaçak Nebi) türküsü yöremizde dilden dile dolaşırdı. Bununla ilgili olarak Bir Azeri yazarın kiril alfebesi ile yazılmış birde romanı vardır bu romanı Kars lı yazar Yücel Feyzioğlu türkçeye çevirmiştir. Aras boyunda Nevruz gecesi dilek dilenerek deredeki, ırmaktaki soğuk suda yıkanılır. Nevruz sabahı taze su içilir, hayvanlara taze su verilir. Hayvan dövüşleri arasında, horoz, koç ve manda dövüşleri, vb. sayılabilir. On dokuzuncu yüzyıl halk kahramanı KaçakNebi`nin kaçak olmasının sebebi bir manda dövüşüne bağlanmaktadır. Konuyu daha iyi aydınlatacağı düşüncesiyle ilgili hikâyeyi aşağıya alıyoruz: "Revan`da bir Nevruz Bayramı şenlikleri sırasında Nebi adlı bir Türk`ün mandasıyla bir Ermeni`nin mandasını meydanda dövüştürürler. Her iki taraf da iddialıdır. Epey mücadeleden sonra, Nebi`nin mandası diğerini sürüp meydandan çıkarır. Bu yenilgiyi hazmedemeyen Ermeni, tabancasını çeker ve Nebi`nin mandasını öldürür, Bunun üzerine Nebi: "Doğan (kardeş) dilsiz hayvanı öldürmenin ne anlamı vardı ?" derse de, Ermeni bu sefer de Nebi`nin kutsal bildiği manevî değerlerine küfür ve hakaret eder. Sabrı taşan Nebi de Ermeni`yi öldürür ve dağa çıkar. " Kaçak Nevi türküsü yöremizde dilden dile dolaşırdı. Bununla ilgili olarak Bir Azeri yazarın kiril alfebesi ile yazılmış birde romanı vardır bu romanı Kars lı yazar Yücel Feyzioğlu türkçeye çevirmiştir. Günde kalkıp gün ortanın yerine, Hecer hanım minif atın beline, Nevi m deye deye düşüp çöllere Ay gelesen gelesen,ay gaçah Nevi, Hecer i özünnen çok goçah Nevi Neyniyim neyniyim ede men bu derdime neyniyim Nevi m geler Garahan ın elinnen, Aynalı tüfengi asıp belinnen, Ay gelesen gelesen aynadan Nevi, Dağları yerinnen oynadan Nevi Neyniyim neyniyim ede men bu derdime neyniyim Nevi min bıyığı eşme eşmedi, Nevi min atını heç at keşmedi, Ay gelesen gelesen,ay gaçah Nevi, Hecer i özünnen çok goçah Nevi Kehlik kimi gayalarda oyna, Gezir boylana boylana,o boylana Gaşdarının garasını o yar, Düzer boylana boylana üş-beş günün arasınnan o yarim, Gelir boylana boylana,o boylana Senin o güzel sözlerin o yarim, Bağrımı ezir boylana boylana, o boylana Meni Beyler üçün anam doğub merd meni Bacarırsan indi özün tut meni Sizin üçün anam doğub sert meni Bacarırsan indi özün tut meni Anam doğub hızlı dişli gurt meni Bacarırsan indi özün tut meni Bac Alar Yağıdı soltana bey hana Nebi Bac alar bac vermez divana Nebi Yağıdı soltana bey hana Nebi Bac alar bac vermez divana Nebi Yağıdı soltana bey hana Nebi Bac alar bac vermez divana Nebi Yağıdı soltana bey hana Nebi Bac alar bac vermez divana Nebi Gısas Alıbdı Beyleri gorhuya salıbdı Nebi Goburnatdan gısas alıbdı Nebi Beyleri gorhuya salıbdı Nebi Goburnatdan gısas alıpdı Nebi Beyleri gorhuya salıbdı Nebi Goburnatdan gısas alıpdı Nebi Ay Gaçağ Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hacer`i özünden ay goçağ Nebi Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hacer`i özünden ay goçağ Nebi Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hacer`i özünden ay goçağ Nebi Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hacer`i özünden ay goçağ Nebi Besledi Goy desinler sana ay nadan Nebi Divanı dalınca oynadan Nebi Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hacer`i özünden ay goçağ Nebi Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hacer`i özünden ay goçağ Nebi Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hecer`i özünden ay goçağ Nebi Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hacer`i özünden ay goçağ Nebi Goy sana desinler ay Gaçağ Nebi Hacer`i özünden ay goçağ Nebi Ay Kaçak Nebi Yöresi: Kars Kaynak: Mürsel Sinan Gelesen gelesen ay Gaçak Nebi Hecer`in özüynen çok goçak Nebi Gelesen gelesen ay Gaçak Nebi Hecer`in özüynen çok goçak Nebi Gelesen gelesen ay Gaçak Nebi Hecer`in özüynen çok goçak Nebi Gelesen gelesen ay Gaçak Nebi Hecer`in özüynen çok goçak Nebi Gazamat İstidi (Hücre sıcağı) Menim bu günüme gelesen Nebi Gazamat dalını delesen Nebi Menim bu günüme gelesen Nebi Gazamat dalını delesen Nebi Menim bu günüme gelesen Nebi Gazamat dalını delesen Nebi Merd İyiddi Deyirler iyiddi ay nadan Nebi Tüfengi havada oynadan Nebi Deyirler iyiddi ay nadan Nebi Tüfengi havada oynadan Nebi Deyirler iyiddi ay nadan Nebi Tüfengi havada oynadan Nebi Kacak Nebi hikayeside yöresel Aşık`lardan dinlediğim hikayeye benzemektedir. Çıldır`ın köylerini yazarken Akçil köyünü yazmamışsınız.(Ki o köy benim köyümdür. Ressam Timur Taştekin) Şöle arz edeğim: Zengin bir Ağanın Hacer isminde güzel bir kızı varmış. Hacer`in evlenme yaşı geliyor. Kırak Köylerden kasabalardan 8-10 Delikanlı Hacerle evlenmek istiyor. Babası bu durumu Hacere bildirip , hangisi ile evleneçeğini soruyor. Hacer de Babasına: -Her birine ayrı ayrı mektup yaz aynı gün için davet et.Ben hangısi ile evleneceğimi size bildiririm. Babası da 10 davetiye yazıp ayrı ayrı postaya veriyor. Bu delikanlılardan dokuzu geliyor , yalnız Nebi ismindeki delikanlı gelmiyor. Hacer: -Babacığım on delikanlı diyordun , birisi hani. Babası da kızım Nebi isimdeki delikanlı gelmedi. Baba, ben o delikanlı ile evleneceğim o çok gururlu birisi olmalı ki bizim ayağımıza gelmedi. Hacerin Baba`sı Nebi`ye ayriyetten bir mektup yazar. Nebi mektubu alır almaz,kır atını hazırlar heybesını kavgarır, Hacer`in köyüne doğru yola cıkar. Mevsimde ilkbahar zamanıymış. Köyün Mandasını bir Ermeni otlatıyomuş , bunlardan bir Türk Mandası ile Ermeni Mandası güreşiyormuş. Türk Mandası Ermeni Mandasını alt ediyormuş. Ermeni çoban bunu kabullenemiyor. Türk Mandasının burnuna elindeki değneği sokup kanatıyormuş Nebi ,Ermeni`ye seslenerek, niye böyle yapıyorsun Ermeni: -Türk mandası Ermeni mandasını dövüyor ,bende onun için burnuna değnek sokuyorum. Nebi ile Ermeni arasında Manda yüzünden kavga cıkar. Nebi silahını çeip orada Ermeni gı öldürür, Akşam gelip durumu Hacer`e anlatır. Ve gece Hacer de kalır. Diğer tarafdan olaydan Rus`lar haberdar olmuş, gece Hacerin oturduğu evin etrafını bir manga Askerle kuşatmışlar. Sabahleyin Hacerle Nebi ; pencereden dışarı baktıklarında evin etrafı Askerlerle cevrılı olduğunu görürler. Hacer,Nebi`ye dönüp derki: Nebi .Köroğlu birse doksandokuz da dubarası vardı. Şimdi bizde öğle yapacagız Nebi neyapacağız? Diye Hacer`e soruyor. Hacer : Ruslar biliyor ki sabahları Müslimanlara su lazım olur.Sen su getirme bahanesi ile benim elbiselerimi giyeceksin. Kovaları çeşmede bırakıp arka Ormanlığa kaçıp kaybolacaksın. Nebi`de Hacer`in sözünü dinleyip Hacer`in elbiselerini giyerek çeşmeden su getirmek bahanesiyle evden ayrılıp Rusların içinden geçerek çeşmeye gider ve kovaları bırakıp ormanlıkta kaybolur. Çeşmeye giderken Hacer Nebi`ye der ki,papağını camın önünde bırak Ruslar senı evde zannetsın. Bir zaman geçtıkten sonra Ruslar Nebin ve Hacer`in teslim olmasını ister, içeride kimse teslim olmadıgını anladıkları vakıt papağana doğru ateş ederler.Hacer`de ıcerden Aynalı tüfegi alıp Ruslara ateş eder.On iki saldat bir gamender oldurur. Kurşunu bittiğin de Ruslar Haceri tesllim alıp , Tiflis`de Azamet kalesne götürüp orada hapis edeler. Aradan birzaman gecer. Nebi; Hacer`in Tiflis`de hapisde olduğunu ögrenir. Hacer`i oradan kurtaracağını ant içer. Kıratına binip silahını kuşanıp Tiflis`e doğru yola çıkar. Hacer`de Nebi`nin geleceği haberini alır. Pencereden hep Neb`iği beklemektedir. Nebi bir gece Azamet önüne yaklaşmaktadır, hava parcalı bulutlu ay bulutlara bir batıp bir çıkıyor. Hacer Nebiyi tanıyor. Ve türküyü söylüyor: Ay Nebi`im geler Saractının elinden Aynalı elinde şaşğa belinden Ay Nebim kurtar beni sarı saldat elinden Gel Ay Nebım gelesen gele beni bu zındandan alasan Aynadan Nebim Dağları yerinden oynadan Nebim. Nebi bu sözleri iştip buna karşılk veriyor ve düşünüyor kırata çok iş düşeçek. Kırat seni çeperden çeperlere bağlarım Belinide mahmuz çulla çullarım Eğer beni bu kavgadan kurtarsan Ant içerim ayağını da kızıl nalla nallaram Ay kaçak Nebi`m Hacer`i kendınden ay koçak Nebi`m Hacer Nebi`i kaçarken on iki saltad öldürdüğünü Nebi`ye anlatmak ıster. Aynalıyı ben direkten indirdim İndiriben kol üsütne bindirdim On iki saltad bir gamender öldürdüm Gel ay Nebi`m gelesen Gelebeni bu zindandan alasan Aynadan Nebi`m dağları yerınden oynatan Nebi`m Nebi`m bıyığı eşme eşmedi Nebi`min papağı gulleden delık desmedı Nebi`m in atını hıc bı at gecmedı Gel ay Nebi`m gelesen Gele benı bu zındandan alasan Nebi seslenır Ayda kalktı gun ortanın yerıne Hacer Hanım cılve vermıs hem zılfının telıne Hacer Hanım gel bın sende kıratın belıne Ay kaçak Nebi`m Hacer`ı kendınden çok koçak Nebi`m Rıvayet odur kı Nebi Hacer`ı Azamet kalesınden kurtarır ve atını alıp gıder.

Şeyh Şamil

Şeyh Şamil  (1797 - 1871) İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası  Dengau Muhammed’dir. Şamil Kumuk kökenli bir Türk'tür. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu. Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı. İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Şamil, İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti. Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur. Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir. İmam Şamil, idare sistemini yeniden düzenlerken, ülkeyi naiplik ve vilayetlere ayırarak bunların başına hem askeri hem de sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Üç veya dört naiplik bir vilayet idi. Vilayetlerin başındaki naibin rütbesi daha yüksekti. Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat’ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular. Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile General Grabbe komutasındaki 10.000’i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasına 80 gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret’i, oğlu Said’i ve kızkardeşi Mesedo’yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır. Bu dehşet verici savaşlarda sadece insan kaybı olmadı. Ruslar, ancak aylar süren savaşlar sonunda işgal edebildikleri bölgelerde, ağaçları, ormanları yakıp, bir tek canlı yaratık bırakmadan ilerlerdiler. Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer verir; "Artık muharebenin sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış bir hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakarlığı göze almış olan Rus kumandanlığı inatla taarruzlara devam etti. Teslim olmayı katiyyen reddeden dağlılar, hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyordu." Dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in, nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859’un 6 Eylül’ünde Gunip’te Prens Baryatinsky komutasındaki 70.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim olur. İmam Şamil, aile efradı ve 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına götürülür. Rus Çarı II.Aleksandr tarafından sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuzbeş yıl Kafkasya’yı zindan eden, zamanının bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez, yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendini alıkoyamaz. İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir. Ancak Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet üzüntüden vereme yakalanarak ölürler. Aradan ancak on yıl geçtikten sonra Çar, onun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Hacc’ı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar. Şamil, 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti. Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir. Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüzbin müslümanın onu görmek için yarattığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi. Şamil, hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer. Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer. Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine "gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri" olarak yazdıran İmam Şamil 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar.

Mihrali Bey

Karapapak-Terekeme Türklerinden olan Mihrali, Tiflis vilâyetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas Köyü'nde büyümüştür. Babası Memili, dedesi ise Allahverdi'dir. Asil bir aileden olan Memili, Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali, ikinci hanımından da Mihrali Bey, İsa Bey, Memmedalı ve Ali Bey doğmuştur. İki de kızı vardır: Huri ve Kezban. (Bakınız Soy ağacı) Daha, küçük yaşlarda ata binmeye, silah kullanmaya başlayan Mihrali, kısa boylu, etine dolgun, kara yağız ve sevimli biridir. Genç yaşlardaki gözü pekliği, cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştur. Mihrali, on yedi yaşındayken babasını kaybeder. Ruslar, Mihrali ve kardeşlerinin uğraşmaların rağmen, Abdullah Ağa'nın Müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez ve Karapapakların inançlarına, adetlerine ters düşen bir usulle kendi mezarlıklarına gömerler. Civar köylerde bulunan Karapapaklar, Çerkezler, Çeçenler, Lezgiler Darvas Köyü'ne gelip başsağlığı dilerler. Mihrali, o gece rüyasında babasını görür. Babası hiddetlidir. "Utanmıyor musun? Beni o mezarlığa nasıl gömdürdün? Yazıklar olsun sana! Eğer benim na'şımı bu kafirlerin içinde korsan, hakkım haram olsun." der. Rüyanın etkisiyle aniden uyanan Mihrali, yatağından fırlar. Babasının hayali gözünün önünden hiç gitmez. Kılıcını beline bağlar, hançerlerini kuşağının arasına sokar, yanına kazma kürek alır, dışarı çıkar. Vakit gece yarası olduğu için köy halkı derin uykudadır. Mihrali, doğruca mezarlığa gider. Kısa boylu olmakla beraber, çevikliği sayesinde bir hamlede yüksek duvardan atlar. Nöbetçilere görünmeden babasının mezarına gelir. Mezarı kazar ve babasını çıkarır. Bir an önce oradan uzaklaşmak düşüncesiyle babasını omuzlar, koşar adımlarla mezarlıktan ayrılır. "Dur! Eller yukarı!" sözüyle hareketsiz kalır. Nöbetçiler, na'şı yere bırakmasını söyler. Mihrali bırakır ama, bırakmasıyla beraber, onların üzerine sıçrar. Dövüşmedeki mahareti sayesinde, nöbetçileri öldürür. Mihrali, babasını tekrar omuzlayıp Müslüman mezarlığına getirir, defneder. Sabaha doğru evine gelir. Olup biteni ağabeyi İsa'ya ve annesine anlatır. Kaçıp dağa çıkmaya karar verir. Mihrali, Keçeli Köyü'ne gider. Orada baba dostu Ahmet Ağa'nın evine misafir olur. Yaptıklarını Ahmet Ağa'ya ve karısına anlatır. Bu arada gönül verdiği Bahar'ı da orada görür. Mihrali'nin yaptığı işi ertesi gün herkes duyar. Tiflis Valisi'nin emri üzerine köyü ararlar. O'nun Keçeli'ye gittiğini öğrenirler. Keçeli'de Ahmet Ağa'nın evini kuşatırlar. Mihrali, içeride atına biner; mahmuz vurmasıyla şaha kaldırır. İkinci mahmuzla yel gibi ahırdan çıkar. Kapı önündeki iki askeri tepeleyip ve kendini atın karnına saklayıp süratle oradan uzaklaşır. (Mihrali, atıcılıkta olduğu kadar, binicilikte de çok ustadır. At, son sürat koşarken karnından dolaştığı, atın sırtında ayakta durduğu yahut amuda kalktığı, bu haldeyken istediği hedefi vurduğu söylenir.) Mihrali, gece yarısından sonra evlerine gelir. Annesiyle gizlice konuşup ona veda eder; Darvas'tan uzaklaşır. O geceyi dağda geçirir. Ertesi gün, bir çobana rastlar; yanında karnını doyurur. Emin yer olarak düşündüğü İran'a geçer. Tiflis valisi, Mihrali'yi ellerinden kaçırdıklarını öğrenince, ileri gelenleri toplar, onlara hakaret eder. kumandanlar, askerleriyle etrafa yayılır, uğradıkları köylerde, Türklere zulmeder. Bu sırada Tavşankuloğlu Hüseyin'le Dalaverli Mansur da dağlarda eşkıyalık yapmaktadırlar. Bütün bunlar Çar II. Aleksandr (1855-1881)'ın kulağına gitmiştir. Türk eşkıyalarının yakalanması için emir verir. Bunun üzerine aramalara hız verilir. İzini kaybettirmiş bulunan Mihrali'nin nerede olduğunu, Keçeli Köyü'nden Hacı Veli, Ruslara ihbar eder. Vali de bunu bir mektupla Çar'a bildirir. Mihrali'nin İran'da olduğunu haber alan Çar, Şah'a bir nâme yazarak Mihrali'nin yakalanıp gönderilmesini ister. İran zaptiyeleri, Mihrali'nin bir handa kaldığını öğrenir ve oraya gider. Durmadan şüphelenen Mihrali, üst kattan askerlerden birinin atına atlayarak oradan uzaklaşır. Tekrar, Rusya topraklarına geçer. Evlerine gider, annesi ve kardeşleriyle görüşür. Ağabeyi İsa, Mihrali'ye, kendilerine baskı yaptıklarını, yalnız başına bir şey yapamayacağını, Dalaverli Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'le birlikte olmasının lâzım geldiğini söyler. (Dalaverli Mansur, çobanına kızıp onu bıçağı ile öldürmesi üzerine; Tavşankuloğlu Hüseyin de zengin bir Türk'ü yaralayıp Ruslara teslim olmamasından dolayı dağa çıkmıştır. Fakir olan Hüseyin, gençliğinde aç kaldığı vakitler, mal yayan çocukların ekmeklerini alıp; "Siz tavşan kulağı yapayım." diyerek, sağından solundan yiyip karnını doyururmuş. Hüseyin'e bu yüzden Tavşankuloğlu lakabı verilmiştir.) Mihrali, ertesi gün bir çobanla Mansur'a ve Hüseyin'e haber gönderir. Bilahare onlarla buluşur. Birlikte gezmeye başlarlar. Bir Rus öldüren Keleninoğlu Hüseyin de bunlara katılır. Rusların Türklere yaptıkları zulüm karşısında, Mihrali ve arkadaşları da Rus köylerine dehşet saçarlar. Dördünün şöhreti de günden güne yayılır. Her gün valiye şikâyetler yağmaya başlar. Durumdan haberdar olan Çar II. Aleksandr, devlet erkânı ile toplantı yapar. Sonuçta, suçları az olan Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'in suçlarını bağışlarlar. Mihrali'yi yakalayanı, rütbe ve para ile taltif edeceklerini halka bildirirler. Haberi alan Mansur ile Tavşankuloğlu Hüseyin gizlice anlaşır; Vali'ye giderek teslim olurlar. Teslim olmakla kalmaz, Darvas'a gidip Mihrali'nin ailesine eza-cefa yaparlar. Hatta Mansur, Mihrali'nin ağabeyi Mehmet Ali'yi öldürür. (Bir söylentiye göre de karısını dağa kaldırır.) Bu duyan Mihrali de Mansur'un karısını dağa kaldırıp kurduğu çadıra hapseder. Kardeşi Ali'yi de nöbetçi koyar. Durumu öğrenen Mansur, Mihrali ile teke tek karşılaşmaya cesaret edemez. Tiflis Valisi'nin yanına çıkıp ondan yardım ister. Vali, Mansur'un emrine beş yüz atlı verir. Aynı zamanda, T. Hüseyin de Mansur'un kuvvetine yakın bir kuvvet tedarik eder. Dalaverli Mansur, etraftaki Türk köylerini Mihrali'nin aleyhine kışkırtır. Ailesinin dağa kaldırıldığını da hatırlatarak, başına gelenlerin, ileride kendilerine de yapılabileceğini söyler. Bütün bu gayret sonunda işe yarar. Mihrali'nin baba dostu Garip Ağa, Maraşlı Köyü'nden yedi kardeşin en büyüğü Musa Çavuş da Çerkezlerden çok sayıda gönüllü toplayarak her koldan Mihrali'yi aramaya başlarlar. Mihrali, aradan bir ay geçtikten sonra, Mansur'un karısını evine bırakır. Bu müddet içinde ona hiç dokunmamıştır. Arkadaşlarını toplar, bir müddet dağılmalarını söyler. Kendisinin de Osmanlı topraklarına geçeceğini belirtir. Keleninoğlu Hüseyin'in ısrarları karşısında, kendisiyle beraber gelmesini kabul eder. Keleninoğlu Hüseyin'in, babasıyla vedalaşmak için köyüne gider. Hüseyin'in köye geldiğini gören bir Türk, Ruslara yaranmak gayesiyle, köydeki Rus askerlerine O'nu ihbar eder. askerler babasını çağırıp Hüseyin'in teslim olması için O'nu ikna etmesini isterler. Aksi takdirde evi ateşe vereceklerini söylerler. Hüseyin, teslim olmaz. Evin üstündeki otluğu ateşe verirler. Hüseyin boğulacak hale gelir. Babası; "Teslim ol!" diye üstüne üstüne gelirken, onu bacağından hafifçe yaralar. Aksi takdirde, onlar babasını öldüreceklerdir. Derhal dışarı çıkar ve iki Rus askerini öldürür. Fakat, başına yediği kurşunla cansız yere düşer. Keleninoğlu Hüseyin gibi bir yiğitin ölümü, Mihrali'ye çok dokunur. Hayatı boyunca, Onun mertliğinden sitayişle bahsetmiştir. "Hüseyin, üç-beş yüz atlıma bedeldi." demiştir. Daha fazla Rusya'da kalamayacağını anlayan Mihrali, Osmanlı topraklarına girer, Çıldır'a gelir. Mihrali'nin Osmanlı toprağında olduğunu öğrenen Çar, yakalanıp iade edilmesi için Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz (1861-1876)'e nâme yazar. O sırada sadarette Mahmut Nedim Paşa vardır. padişah durumu sadrazamla görüşür; Mihrali'nin yakalanması için Erzurum valisine haber gönderir. Birkaç defa sıkıştırılan Mihrali, hepsinden kurtulmayı başarır. Bu arada iki Türk askerini öldürür. Her yerde arandığından tekrar Rusya topraklarına geçer. Mihrali'nin Rusya'da olduğunu öğrenen Mansur, Tavşankuloğlu Hüseyin, Garip Ağa ve Musa Çavuş dört bir taraftan takibe koyulurlar. Her birinin emrinde 400-500 kişilik atlı vardır. Bu gruplardan Mihrali'ye ilk rastlayan Musa Çavuş olur. Mihrali, atı otlamakta, kendisi de dinlenmekte iken gayrı ihtiyari geriye bakar. Musa Çavuş'un kendisine doğru geldiğini görünce atına atlar ve kaçar. Fakat, Musa Çavuş yetişir. Mihrali, peşini bırakması için O'na yalvarır; aksi halde öldürmek mecburiyetinde kalacağını söyler. Musa Çavuş, ısrarla üstüne üstüne gider. Bunun üzerine aniden dönen Mihrali, Musa Çavuş'u kılıcıyla yaralar, oradan uzaklaşır. Atlıların bir kısmı Musa Çavuş'un yanında kalır, diğerleri Mihrali'yi kovalar. Mihrali, atına son hızı vererek uçuruma doğru sürer. Bir hamlede karşıya geçer. Arkasından gelenlerin bazıları, hızını alamayıp uçuruma yuvarlanır. Bunu gören diğer atlılar durur. Mihrali: "Benim sizlerle işim yok. Peşimi bırakın. Dilerim Musa Çavuş'a bir şey olmamıştır." der ve oradan uzaklaşır. Atlılar, Musa Çavuş'u Maraşlı Köyü'ne babasının yanına getirirler. Fakat yolda çok kan kaybettiği için bütün müdahalelere rağmen kurtarılamaz ve ölür. Mihrali, arada sırada köyüne uğrar, yakınlarıyla görüşür. Aynı zamanda Musa Çavuş'un ölümü üzerine aramalara daha da hız verilir. Garip Ağa, Mihrali'yi bir yerde kıstırır. Düzlükte bir kovalamaca başlar. Bir an gelir ki, ikisinin de atları yan yana koşmaya başlar. Garip Ağa Mihrali'nin teslim olmasını isterse de ikna edemez. Kılıcıyla hamle eder. Mihrali hepsini savuşturur. Ekmeğini yediği bu baba dostuna, el kaldırmak istemez. Fakat onun kendisini öldürmek istemesi üzerine kılıcını çeker, kuvvetli bir hamle ile öyle bir savurur ki, Garip Ağa'nın sol bacağını dizinden koparır. Atlılar, takip etmek isterlerse de Garip Ağa müsaade etmez. Atlılar, onu alıp köyüne getirirler. (Bir söylentiye göre de Mihrali bu sırada Garip Ağa'yı öldürmüştür.) Mihrali, gizlice annesiyle görüşür. Ona, Bahar'ı kaçıracağını söyler. Annesi vazgeçirmeye çalışırsa da başaramaz. Keçeli Köyü'ne gider ve Bahar'ı kaçırır. Artık, yanında bir de kadın olduğu için işleri de zorlaşır. Bu yüzden, Bahar'ı, bazı kereler güvendiği kimselerin yanına bırakır. Bir ara, takipçilerden Tavşankuloğlu Hüseyin, Mihrali'nin yerini öğrenir, derhal oraya gider. Mihrali yanında Bahar olduğu için pek kaçamaz. Tavşankuloğlu Hüseyin, arkalarından yetişir. Kılıcını vuracağı sırada bunu gören Bahar, korunmak için sağ kolunu kaldırır. Tavşankuloğlu Hüseyin, kılıcını indirir, Bahar'ın sağ elinden üç parmağını keser, Mihrali'yi de başından yaralar. Mihrali can acısıyla geri döner. Tüfeğini ateşlemek isterse de, tüfek ateş almaz. Atını mahmuzlar, Hüseyin'e yetişir. Kılıcını sallar, ama vuramaz. Kılıç atın kuyruğunu keser. Hüseyin'in kaçtığını gören adamları da irkilir ve geri döner. Mihrali, bir dere kenarına gider. Bahar, Mihrali'nin kanlarını temizler. Tülbendini çıkarıp başını sarar. Yara derin olduğu halde, Mihrali aldırış etmez. Atına biner, Bahar'ı emin bir yere bırakır; oradan ayrılır. Mihrali, Osmanlı topraklarına geçer. Bir ihbar üzerine yaralı olduğu halde yakalanır. Gözlerini açtığında, kendini elleri ve kolları zincire bağlanmış olarak, Kars hapishanesinde bulur. Burada başkaları da vardır; fakat, sadece kendisi bağlıdır. Mihrali'nin kendine geldiğini görence, Âşık Ahmet adındaki bir Türk, Yanına yaklaşır, Mihrali'yi konuşturur. onun meşhur Mihrali olduğunu öğrenince şaşırır. Mihrali, Aşık Ahmet'ten hapishane hakkında bilgiler alır. Birlikte kaçmaya karar verirler. Aşık Ahmet, ziyarete gelen karısına her gelişinde bir şey getirmesini söyler. O da, ekmeğin içine eye, vücuduna çekiç ve benzeri eşyalar saklayıp peyderpey kocasına getirip verir. Yarası cerahat bağlamış ve çok bitkin bir durumda olan Mihrali, hapishane arkadaşlarının, en zayıf bir yerden tünel açmalarını ister. Mahkumlar, geceleri sesiz ve gizlice söylendiği şekilde çalışırlar. Tünelin ağzı, maalesef nöbetçilerin bulunduğu yere denk gelir. Mihrali, son taşı çıkarmamalarını, belki bir gün lâzım olacağını söyler. Bu arada, Mihrali'yi -yaralı olduğundan- sırtta mahkemeye götürürler. Mahkemede idamına karar verirler. Kararla ilgili evrak, önce Erzurum'daki Temyiz Divanı'na, sonra İstanbul Temyiz Mahkemesi'ne tasdike gönderilir; padişahın imzasına sunulur. Mihrali ise zindana döndüğünde, durumdan arkadaşlarını haberdar eder. kaçacağını, isteyenin de kendisi ile birlikte gelebileceğini söyler. Bir gece yarısı Âşık Ahmet'le birlikte mahkumları ayaklandırır. Kan gövdeyi götürürken, Mihrali, bu arada kendisini duvara bağlayan zincirleri keser. Âşık Ahmet'le önceden kazılmış tünele girer. Son taşı kaldırırlar. Mihrali, daracık delikten güçlükle çıkarken, nöbetçi görür. Mihrali'nin kaçmasına fırsat vermeden, süngüsünü bacağına saplar. Mihrali, süngüyü kavrar. Nöbetçi tüfeği çektiğinde, süngü Mihrali'nin bacağında kalır. Mihrali, ani bir hareketle süngüyü çıkarır ve gayet ustalıkla fırlatır. Süngü, nöbetçinin gırtlağından girer; nöbetçi yere cansız düşer. Âşık Ahmet, korkusundan tünelden çıkamaz ve zindana döner. Mihrali sürüne sürüne zindanın karşısındaki tavlaya girer. Tavlada, atlar için hazırlanmış otluğun içine kendini bırakır. Orada iki gece üç gündüz kalır. Zindandaki ayaklanma önlendikten sonra, mahkumlar sayılır; Mihrali'nin olmadığı görülür. Hemen, dört bir yana atlılar çıkarılır. Bütün aramalara rağmen, atlılar elleri boş dönerler. Mihrali, üçüncü gece biraz kendine gelir. Ayakları hala zincirle bağlı olduğu için onları eye ile kesmek ister; zincirin kalınlığı, eyenin küçüklüğü dolayısıyla kesemez. Bu halde, ata binemeyeceği için başka çareler arar. Sonunda topuğunu kesip demir bilezikleri çıkarmaya karar verir. Topuğunu kesmesiyle müthiş bir acı duyar, fakat buna katlanır. Gömleğinden bir parça yırtar, topuğuna sarar. Başından, dizinden ve topuğundan yaralı olan Mihrali, bu yönüyle azim, sabır ve cesaret timsali gibidir. Ellerindeki bilezikleri ise kesmez. Zira, kafi miktarda yarası vardır. biraz otla sarındıktan sonra, bir delikten kendisini aşağıya bırakır. Otların üzerine düştüğünden ses çıkmaz ve canı fazla acımaz. İçeride, sıra sıra atların olduğunu görür. Gözüne iyi bir at kestirir. Sonra başka bir atın sırtından ter keçesini çıkarır, bineceği atın ayaklarına bağlar. Zira, zemin taş olduğu için ses çıkarabileceğini düşünür. Havanın sıcaklığı dolayısıyla çift kapının açık olmasından da istifade ederek, atına atlar ve son sürat oradan uzaklaşır. Gece yarısı Maraşlı'ya gelir. Mihrali, Maraşlı'da ilk rastladığı evin kapısını vurur. Bu ev, daha önce öldürdüğü Musa Çavuş'un babasının evidir. Mihrali'yi içeri alıp yatırırlar. Mihrali olup bitenleri anlatır. Adam Mihrali'ye ses çıkarmaz. Üstelik su ısıttırır ve bir tekne içinde onu yıkar, yaralarını temizler, merhem çalar. Süt içirttikten sonra, istirahatını temin eder. çocuklarını başına toplar. Evlerinde Mihrali'nin olduğunu, böyle mert birisine ölen kardeşlerinden dolayı kalleşlik etmemelerini söyleyerek onları ikna eder. bu arada Mihrali'nin tavladan çaldığı at damgalı olduğu için çocuklarına bu atı çok uzaklara bırakıp dönmelerini söyler. Sabahleyin altı oğlu ile beraber Mihrali'nin yanına gider; kendilerini tanıtır. Mihrali irkilir. Adam; "Biz seni Musa Çavuş'un yerine koyduk. Sen de bundan böyle bizim oğlumuz sayılırsın." der. Mihrali'ye bir ay bakarlar. Gideceği zaman, iyi bir at ile Musa Çavuş'un kılıcını verirler. Adam, altı oğlunu Mihrali'nin yanına katar ve uğurlar. Bu sırada 93 Harbi (1877-1878) patlak verir. Osmanlılar hem kuzeybatıda hem de doğuda Ruslarla savaşır. Doğuda Rus ordusunun başında Loris Melikof, Osmanlı ordusunun başında da Ahmet Muhtar Paşa vardır. Mihrali, atlılarını yanına alır, 120 kişilik çetesiyle Ruslara yapmadıklarını bırakmaz. Ruslar, bu belâlı Karapapak ile baş edemeyeceklerini anlayınca, "Orduya hizmet" şartıyla bağışlar. Mihrali ise, Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa'ya gizlice haber göndererek affedilirse, Osmanlılar safında mücadele vereceğini bildirir. Mihrali'nun bu teklifi kabul edilir. Beri taraftan, Dalaverli Mansur (muhtemelen albay) ve Tavşankuloğlu Hüseyin (muhtemelen binbaşı) üst rütbelerdedirler. Maalesef Karapapak olmalarına rağmen Osmanlılara karşı savaşırlar*. Mihrali, kuvvetleriyle Çıldır'a gelir. Yanına kardeşi Ali Bey'i de almıştır. Kendisine binbaşılık, Ali'ye de mülazımlık rütbesi verilir. Bir gün, T. Hüseyin'den bir mektup alır. Hüseyin, Mansur'la arasının açıldığını, isterse emrine girebileceğini yazmaktadır. Mihrali, kabul eder. böylece, T. Hüseyin de Osmanlı'ya iltica eder. O'na da binbaşılık rütbesi verilir. 93 Harbi'nin temmuz-ağustos aylarında, muharebe iyice kızışır. Mihrali, Kars'ın Göle cihetinde, kendinden en az on misli fazla bir kuvvetle karşılaşır. Mihrali, tüfek ve kılıçla taarruz emrini verir. Saldırı anında, Mihrali'nin atı, göğsünden bir kurşun alır, yere kapaklanır. Mihrali, üç-dört metre ileriye düşerken perende atıp iki ayağı üstüne kalkar. Aynı anda tüfeğini ateşleyerek atını vuran askeri, alnından vurur. Kendisine yaklaşan bir askeri de kılıcıyla bertaraf ettikten sonra onun atına atlar, düşman saflarına dalar. Askerler bir müddet sonra kaçmaya başlar. Çemberi yaran Mihrali, önüne çıkan düşmanı tepeleyip on dört bakkaliye arabasını alır ve Kars Kalesi'ne döner. Kaleyi dıştan kuşatan askerlerin de çemberini yararak kaleye girer. Haftalardır, aç, susuz kalan askerler, gelen malzemeleri görünce bayram eder. Haberi alan Anadolu Harp Ordusu Başkumandanı Ahmet Muhtar Paşa; Mihrali'yi tebrik ve taltif eder. Fakat bu kuru erzak, askere kafi gelmez. Aylardır ete hasret olduklarından hepsi de bitkin düşmüştür. Hatta bu yüzden, Ahmet Muhtar Paşa, geri çekilme kararındadır. Bunu duyan Mihrali, Ahmet Muhtar Paşa'nın yanına gider, kararından vazgeçmesini söyler. Güvendiği adamları yanına alarak, düşman sınırından içeri dalar. Haradan, yüz elli kadar kadana at ile ahırlardan binin üstünde koyun çıkarıp çemberi yararak Ahmet Muhtar Paşa'ya getirir. Paşa'nın sevinçten gözleri yaşarır. Sonuçta, Kars, muhasaradan kurtulur. Ahmet Muhtar Paşa, bunun üzerine Mihrali'yi çekilen Rus ordusunun üstüne gönderir. Mihrali, Göle Nahiyesi'nin Demirkapı Köyü'nde bir alay düşman süvarisini kaçırır. Karşısına başka bir alay çıkar. Zekası sayesinde bunları da alt eder: Kendisi güya kaçıyormuş gibi yapar. On misli düşman da kovalamaya başlar. Pusudaki seksen askeri, bunlara ateş ederek iki bölüğü dağıtır. Mihrali de aniden dönerek bunlara destek olur. Planın ustalığı sayesinde iki şehit, dört yaralıya karşı yüzden fazla cesedi ile düşmanı bozguna uğratır. Paşa'nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali, bu sefer Gümrü-Tiflis yolu üzerinde Ağbulak ve Parmaksızköprü'deki askeri mevkilere ait telgraf tellerini kesmeye memur edilir. Mihrali, 130 kadar süvarisiyle sekiz gün boyunca erzak kollarını vurur, telgraf tellerini keser, müfrezeleri tepeler, düşmanı çaresiz ve kımıldamaz bir hale getirir. Düşmanın yetmişe yakın can kaybının yanında, kendisi dört şehit ve sekiz yaralı ile döner. Ahmet Muhtar Paşa'nın Mihrali'nin bu kahramanlıklarını payitahta bildirmesi sonucu, Mihrali'ye II. Abdülhamit (1876-1909) tarafından ilk Mecidiye Nişanı verilir. Mihrali, daha sonra Paşa'dan izin alarak, Rus sınırından içeri girer. Köyü Darvas'a gelir. Akrabasını ve diğer Karapapakları toplayarak Osmanlı'ya göç eder. Kafilede kardeşi İsa Bey, karısı Bahar, kardeşi Mehmet Ali'nin oğlu Rüstem, kundaktaki oğlu Rüştü de vardır. Mihrali; "Belki ses çıkarır." diye oğlu Rüştü'yü, bir çalının dibine bırakır. Bahar Hanım, ağlar. Görümcesi Huri Hanım, kara ve soğuğa aldırış etmeyerek hemen atını geri çevirir, çalının dibinden Rüştü'yü alır, kafile sınırı geçmekte iken onlara yetişir. Mihrali, daha sonra Erzurum Müdafaası'nda yer alır. Aziziye baskınından sonra, düşman, dört alayla Erzurum'u batıdan çevirmek ister. Muhtar Paşa, bunların üstüne üç-dört yüz süvari gönderir. Mihrali, bu cenkte ağır yara alır. 12 Kanunuevvel 1877'de (12 Aralık 1877) A. Muhtar Paşa İstanbul'a çağırılır. O'nun gitmesi üzerine Mihrali de artık orada kalamaz. A. Muhtar Paşa, Mihrali'ye bir kızak hazırlattırır. Kendisi İstanbul yolunu tutarken Mihrali de kafilesiyle Sivas'a doğru yol alır. Mihrali, Sıvas'ta Ulaş Bucağı'na bağlı bugünkü Acıyurt Köyü toprağına gelir. Karapapaklar da çevrede kendilerine yer bulurlar. Mihrali Bey, bugünkü Konak (Acıyurt'un mezrası)'ta mesken tutar. Acıyurt, halk ağzında; "Büyük Köy, Papaklı Köyü, Mihrali Bey'in Köyü" gibi adlarla anılır. Tavşankuloğlu Hüseyin, Kuşkayası Köyü'ne yerleşir. Bugün Kangal, Uzunyayla civarında 30-40 pare Karapapak köyü vardır. Buralara yerleşmekte, devlet onlara herhangi bir güçlük çıkartmamıştır. Zira, II. Abdülhamit, Mihrali ve ahfadının dilediği yerde yerleşmesini serbest bırakmıştır. Mihrali, Sıvas'ta 40. Hamidiye Süvari Alayı'nı kurar. Göçten on iki yıl sonra (1899) Kurt İsmail Paşa*, Mihrali Bey'in yanına geldi. Bağdat'ta amansız bir eşkıyanın olduğunu, Arapları Osmanlılar aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali Bey, bunun üzerine atlılarını toplar, Kurt İsmail Paşa ile Bağdat'a gider. Bağdat Valisi Mehmet Fazıl Paşa (?), bunlara izzet ikramda bulunur. Mihrali, eşkıyaya teslim olması için haber gönderir. O da bir şey yapmayacaklarına dair şeref sözü alarak teslim olur. Mihrali Sultan Abdülhamit'e eşkıyanın teslim olduğunu ve bağışlanmasını bildirir ve bağışlanır. Bağdat'ta vali ve eşkıya, Mihrali'ye iyi cins Arap atları hediye ederler. Mihrali, Kurt İsmail Paşa ile geri döner. Bu olaydan sonra Mihrali'nin ünü daha da yayılır. Bir gün, beyler ve ağalar Kangal'da sohbet ederken, Kangal Kaymakamı içeri girer. Herkes ayağa kalkar, Mihrali kalkmaz. Kaymakam, hiddetlenir. Mihrali de gazaba gelip, kaymakamı döver. "Sen kim oluyorsun da bana ayağa kalk diyorsun? Seni kalaycı çırağı seni!..." der . Kaymakam bu olayı vali Reşit Paşa'ya anlatır. "Seni kalaycı, beni de çırağın yaptı." der. Buna fazlasıyla içerleyen vali, durumu Sultan Abdülhamit'e bildirir. Sultan da; "Bir adamı bana çok mu gördünüz? O, benim yularsız aslanımdır." diye haber gönderir. Mihrali ile Vali'nin arasının açılmasına, başka bir olay daha sebep olmuştur: Bir at yarışında, Mihrali'nin Karakütük adlı atı da vardır.* Yalnız bu atın bir özelliği vardır; silah atılmadan, silah sesi duymadan iyi koşamaz. Vali, bunu bildiği için silah atılmasını istemez. İki taraf da anlaşır. Yarış başlar. Karakütük hep geride kalır. Kuşkayası Köyü'nden Karapapak Çopur Ali, buna tahammül edemez. "Mihrali'nin atı olsun da geride kalsın bu ne demektir?" diyerek silahını ateşler. Sonuçta Karakütük birinci olur. Vali, bunu Mihrali'nin planı olarak telakki eder. Bu sıralarda, Yemen İsyanı baş gösterir. Bilhassa İngilizlerin teşvikiyle Osmanlılara sık sık isyan bayrağı açan Araplar, gün geçtikçe işi azıtırlar. Mihrali'yi çekemeyen Vali Reşit Paşa; "Bu isyanı bastırsa bastırsa, Mihrali bastırır." diye Abdülhamit'e haber gönderir. Niyeti, Mihrali belasından (!) kurtulmaktır. Padişahtan gelen haber; "Dilerse gider, dilerse gitmez. Ben, O'nu her şeyde serbest bıraktım." şeklindedir. Durum Mihrali'ye bildirildiğinde; "Gitmem." demeyi yiğitliğine yediremeyip atlısını toplayarak yola çıkar. Adana'da büyük bir kalabalık Mihrali'yi karşılar. "Oralar sıcaktır, sıcağına dayanamazsınız." diye vazgeçirmeye çalışırlar. Mihrali, geri dönmeyi gururuna yediremez. Yola çıkar ve bir zaman sonra Yemen'e varır. Yanındaki kardeşi bu sırada yüzbaşıdır. Kimsenin baş edemediği ve bir zamanlar eşkıya iken sonradan büyük bir vatansever olup vatanına hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali, Yemen'in sıcağına dayanamaz, hastalanır ve orada ölür (1906). Atlılarından çoğu da telef olur. Ancak, üç-beş kişi geriye döner. Bunlardan bazıları Acıyurt Köyü'nden Yüzbaşı Ahmet, Yetim İsmail, Mahmut Çavuş; Kurdoğlu Köyü'nden Gökçe Çavuş, Kuşkayası Köyü'nden T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeşi Ali Bey ise Yemen dönüşü gemide öldürülmüştür. Bir söylentiye göre, Sıvas'taki Karapapakların lideri olmak için Ali Bey'i, Tavşankuloğlu Hüseyin öldürmüştür. Mihrali Bey'in oğlu Rüştü Bey ise 1932'de vefat etmiştir. Sn Av. Osman Üçer kaleminden Mihrali Bey destanını dinleyelim.   Mihrali Bey'in Hayat hikayesi:   (Karapapak- Terekeme Türkleri'nden olan Mihrali, Tiflis Vilayeti'nin Borçalı sancağına bağlı Darvas Köyü'nde doğup büyümüştür. Babası Abdullah, dedesiyse Memili'dir. Asil bir aileden olan Abdullah, Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali, ikinci hanımından ise İsa Bey, Mihrali Bey ve Ali Bey doğmuştur. İki de kızı vardır. Huri ve Kezban.) Mihrali Bir Karapapak Türkü olması dolayısiyle yetiştiği bölgenin özelliklerine göre, ata binme ve sair erkekte bulunması gereken özellikleri tam olarak şahsında taşımaktadır. Gününün bir bahadırı olarak yetişmiştir. Ata binmeyi küçük yaşlarında öğrenmiştir. Mahallesindeki, bölgesindeki insanlar onun ata biniş şeklini hayran hayran seyrederler. Kısa boylu, kara yağız, yüzünde şeytan tüyü var denilen cinsten ve herkesin görmek ve konuşmak istediği bir gençtir. Etine dolgun, kara yağız ve sevimli biridir. Genç yaşlardaki gözü pekliği, “gözünü pıtıraktan esirgemez!” diye tâbir edilen özelliklere sahiptir. Cesareti, mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştur.   MİHRALİ BEY DESTANINA BAŞLARKEN BİR MAHALLİ OZANIN BİR KAÇ KITASINI SUNALIM:   OZAN ERDEMOĞLU ŞÖYLE DER:   Tiflis Şehri’nde Davas Köyü’nden, Karapapak Soyu bir köy evi’nden Abdullah bey ile Acem Kızı’ndan Bulunmaz bir ana, oğlan doğurur!   Babası Mihrali koyar adını, Allah’ım hayırlı etsin bahtını Çekerdi görenler O’nun ahdini, Ana kucağında yiğit, oğlan uyuyor!   Çatıktı kaşları, yüzü gülmezdi, Teni esmerdi, yalan bilmezdi, Rakiplerinin ona gücü yetmezdi, Kardeşler onunla gurur duyardı.   Başkasından farkı belli halinden, Sanki bir afacan, korkmaz ölümden, Eksik olmaz silah, bir an belinden Kükrüyor Mihrali dostun çağırır.   Ana, baba, kardeş, onu severdi, Dedesi Memili hep de överdi, Haksızlık yapanı gider döverdi, Adalet dağıtır, Mihrali Bey’im!   Tehlikeyi sezer hmen anlardı, İyi ata biner, cirit oynardı, Güzeldi, bakınca kanın kaynardı, Yiğitler yiğidi Mihrali Bey’im!   Cesaretliydi, korkmaz kimseden, Uzun zaman inmezdi, atın sırtından, Ayakta giderken, karnı altından, İnip çıkıyor bak, Mihrali Bey’im!   Çalışkan, akıllı, hem de kurnazdı, Tehlikayi anlar, faka basmazdı, Çok da sabırlıydı, hemen kızmazdı, Davranış timsali Mihrali Bey’im!   Geleneklerine, bağlı yetişti, Ruslar’ın zulmünde hayli de pişti, Özgürlük uğruna yemin’de içti. Hürriyet getirdi, Mihrali Bey’im!   Vatan, bayrak aşkı, kaynar kanında, Osmanlı toprağı işgal altında, Esirlik yazar mı Türk’ün alnında Zincirler kırıyor, Mihrali Bey’im!   Özü Hak’ka doğru, doğruydu sözü, Bileği bükülmez, güçlüydü özü, Geleceği bilir, görürdü gözü, Düşmanı şaşırtır, Mihrali Bey’im!   İnsanlar öğrendi, duydu adını, İhtiyarı, genci, kızı kadını, Okuyup öğrensin, böyle aslanı, Sevdirdin kendini, Mihrali Bey’im!   Yeleli aslanım derdi Padişah, Ne Çar’ı dinledi, ne paşa, ne Şah, Okuyun öğrenin, tarihe bir bak, Duyuldu adın, Mihrali Bey’im!   Bağdat’ta isyanlar bastırır gezer, Bazen sözüyle, bazen de ezer, Bütün kötüleri bir anda sezer, Şahlanır göklere, Mihrali Bey’im!   RUSLAR MİHRALİ’ NİN BABASINI HIRİSTİYAN MEZARLIĞINA GÖMDÜLER   Mihrali on yedi yaşındayken babasını kayıp eder. Ruslar Mihrali ve kardeşlerinin uğraşmalarına rağmen, Abdullah Ağa 'nın Müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez ve Karapapak'ların inançlarına, adetlerine ters düşen bir usulle kendi mezarlıklarına gömerler. Civap köylerde bulunan Karapapaklar, Çerkezler, Çeçenler, Lezgiler Darvas Köyü'ne gelip baş sağlığı dilerler. Mihrali o gece rüyasında babasını görür. Babası hiddetlidir. (( Utanmıyor musun, beni o mezarlığa nasıl gömdürdün? Yazıklar olsun sana! Eğer benim naaşımı bu kafirlerin içinde korsan, hakkım haram olsun!)) der. Rüya’nın etkisiyle aniden uyanan Mihrali, yatağından fırlar. Babasının hayali gözünün önünden hiç gitmez. Kılıcını beline bağlar. Hançerlerini kuşağının arasına sokar. Yanına kazma kürek alır, dışarı çıkar. Vakit gece yarısı olduğu için köy halkı derin uykudadır. Mihrali, doğruca mezarlığa gider. Kısa boylu olmakla beraber, çevikliği sayesinde bir hamlede yüksek duvardan atlar. Nöbetçilere görünmeden babasının mezarına gelir. Mezarı kazar ve babasını çıkarır. Bir an önce oradan uzaklaşmak düşüncesiyle babasını omuzlar, koşar adımlarla mezarlıktan ayrılır. (( Dur, eller yukarı!)) sözüyle hareketsiz kalır. Nöbetçiler naşı yere bırakmasını söyler. Mihrali bırakır ama, bırakmasıyla beraber, onların üzerine sıçrar. Dövüşmedeki mahareti sayesinde, nöbetçileri öldürür. Mihrali babasını tekrar omuzlayıp, Müslüman mezarlığına getirir. Defneder. Sabaha doğru evine gelir. Olup biteni ağabeyi İsa'ya ve annesine anlatır. Kaçıp dağa çıkmaya karar verir. Mihrali Keçeli Köyü'ne gider. Orada baba dostu Ahmet Ağa 'nın evine misafir olur. Yaptıklarını Ahmet Ağa 'ya ve karısına anlatır. Bu arada gönül verdiği Bahar 'ı da orada görür. Mihrali'nin yaptığı işi ertesi gün herkes duyar. Tiflis Valisi'nin emri üzerine köyü ararlar. O'nun Keçeli'ye gittiğini öğrenirler. Keçeli'de Ahmet Ağa'nın evini kuşatırlar. Mihrali, içerde atına biner, mahmuz vurmasıyla birlikte şaha kaldırır. İkinci mahmuzla “yel gibi” ahırdan çıkar. Kapı önündeki iki askeri tepeleyip, kendini atın   karnına   saklayıp   süratle oradan uzaklaşır. (Mihrali, atıcılıkta olduğu kadar binicilikte de ustadır. At, son sürat koşarken karnından dolaştığı, atın sırtında ayakta durduğu yahut amuda kalktığı, bu haldeyken de istediği hedefi vurduğu söylenir.)   MİHRALİ İRAN’A GEÇTİ   Mihrali gece yarısından sonra evlerine gelir. Annesiyle gizlice konuşup, ona veda eder. Darvas 'tan uzaklaşır. O geceyi dağda geçirir. Ertesi gün bir çobana rastlar. Yanında karnını doyurur. Emin yer olarak düşündüğü İran'a geçer. Tiflis Valisi, Mihrali 'yi ellerinden kaçırdıklarını öğrenince , ileri gelenleri toplar, onlara hakaret eder. Kumandanlar askerleriyle etrafa yayılırlar. Uğradıkları köylerde Türklere zulmederler. Bu sırada Tavşankuloğlu Hüseyin'le Dalaverli Mansur 'da dağlarda eşkıyalık yapmaktadır. Bütün bunlar Çar 2. Aleksandr (1855-1881) kulağına gitmiştir. Türk eşkıyaların yakalanması için emir verir. Bunun üzerine aramalara hız verilir. İzini kayıp ettirmiş bulunan Mihrali 'nin nerede olduğunu, Keçeli Köyü'nden Hacı Veli Ruslar'a ihbar eder. Valide bunu bir mektupla Çar'a bildirir. Mihrali'nin İran'da olduğunu haber alan Çar, Şah'a bir name yazarak Mihrali'nin yakalanıp gönderilmesini ister. İran zaptiyeleri Mihrali 'nin bir Han'da kaldığını öğrenir ve oraya gider. Durumdan şüphelenen Mihrali üst kattan bir askerin atına atlayarak oradan uzaklaşır. Tekrar Ruslar'ın topraklarına geçer. Evlerine gider, annesi ve kardeşleriyle görüşür. Ağabeyi İsa, Mihrali'ye kendilerine baskı yaptıklarını, yanız başına bir şey yapamayacağını, Dalaverli ve Tavşan Kuloğlu Hüseyin'le birlikte olmasının gerektiğini söyler. Dalaverli Mansur, Çobanına kızıp onu bıçağı ile öldürmesi üzerine; Tavşankuloğlu Hüseyin 'de Zengin bir Türk'ü yaralayıp Ruslar 'a teslim olmamasından dolayı dağa çıkmıştır. Fakir olan Hüseyin, gençliğinde aç kaldığı vakitler mal yayan çocukların ekmeklerini alıp; (Size tavşan kulağı yapayım) diyerek, sağından solundan yiyip karnını doyururmuş. Hüseyin 'e bu yüzden "Tavşankuloğlu" lakabı verilmiştir.) Mihrali, ertesi gün bir çobanla Mansur'a ve Hüseyin'e haber gönderir. Bilahare onlarla buluşur. Birlikte gezmeye başlarlar. Bir Rus öldüren Kele’nin oğlu Hüseyin de bunlara katılır. Ruslar 'ın Türklere yaptıkları zulüm karşısında, Mihrali ve arkadaşları Rus köyleri’ne dehşet saçarlar. Dördünün şöhreti de günden güne yayılır. Her gün Vali 'ye şikayetler yağmaya başlar. Durumdan haberdar olan Çar 2. Aleksandr, devlet erkanıyla toplantı yapar. Sonunda suçları az olan Mansur ve Hüseyin'in suçlarını bağışlarlar. Mihrali 'yi yakalayanı rütbe ve parayla taltif edeceklerini halka bildirirler. Haberi alan Mansur’la Hüseyin gizlice anlaşır, Vali 'ye giderek teslim olurlar. Teslim olmakla kalmaz, Darvas'a gidip, Mihrali'nin ailesine eza cefa yaparlar. Hatta Mansur, Mihrali'nin ağabeyi Mehmet Ali'yi öldürür. (Bir söylentiye göre de karısını dağa kaldırır.) Bunu duyan Mihrali'de Mansur'un karısını dağa kaldırır. Kurduğu çadıra hapseder. Kardeşi Ali'yi nöbetçi koyar. Durumu öğrenen Mansur, Mihrali 'yle teke tek karşılaşmaya cesaret edemez. Tiflis Valisi'nin yanına çıkıp ondan yardım ister. Vali Mansur'un emrine beş yüz atlı verir. Aynı zamanda T. Hüseyin 'de Mansur 'un kuvvetine yakın bir kuvvet tedarik eder. Dalevirli Mansur, etraftaki Türk köyleri’ni Mihrali 'nin aleyhine kışkırtır. Ailesinin dağa kaldırıldığını da hatırlatarak, başına gelenlerin ilerde kendilerine de yapılabileceğini söyler. Bütün bu gayretler sonunda işe yarar. Mihrali'nin babası dostu Garip Ağa, Maraşlı Köyü'nden yedi kardeşin en büyüğü Musa Çavuş 'ta Çerkezlerden çok sayıda gönüllü toplayarak her koldan Mihrali 'yi aramaya başlarlar.   MİHRALİ OSMANLI TOPRAKLARINA GEÇTİ   Mihrali aradan bir ay geçtikten sonra, Mansur 'un karısını evine bırakır. Bu müddet içinde ona hiç dokunmamıştır. Arkadaşlarını toplar, bir müddet dağılmalarını söyler. Kendisinin de Osmanlı topraklarına geçeceğini belirtir. Kele’nin oğlu Hüseyin 'in ısrarları karşısında, kendisiyle beraber gelmesine kabul eder. Kele’nin oğlu Hüseyin, babasıyla vedalaşmak üzere köyü 'ne gider. Hüseyin'in köye geldiğini gören bir Türk, Ruslar 'a yaranmak gayesiyle, köydeki Rus askerleri’ne O 'nu ihbar eder. Askerler babasını çağırıp Hüseyin' in teslim olması için O 'nun ikna etmesini söylerler. Aksi takdirde evi ateşe vereceklerini söylerler. Hüseyin teslim olmaz. Evin üstündeki otluğu ateşe verirler. Hüseyin boğulacak hale gelir. Babası, (( Teslim ol!)) diye üstüne üstüne gelirken, onu bacağından hafifçe yaralar. Aksi takdirde onlar babasını öldüreceklerdir. Hüseyin dışa çıkar ve iki Rus askerini öldürür. Fakat başına yediği bir kurşunla cansız yere düşer. Kele’ninoğlu Hüseyin gibi bir yiğidin ölümü, Mihrali'ye çok dokunur. Hayatı boyunca O'nun mertliğinden sitayişle bahsetmiştir. "Hüseyin, üç beş yüz atlıma bedeldi." demiştir. Daha fazla Rusya'da kalamayacağını anlayan Mihrali, Osmanlı topraklarına girer ve Çıldır'a gelir. Mihrali'nin Osmanlı'da olduğu öğrenen Çar, yakalanıp iade edilmesi için Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz'e (181-1876) name yazar. O sırada sadarette Mahmud Nedim Paşa vardır. Bu sadrazam başta olduğu zamanlar Ruslar'ın bir dediği iki olmamıştır. Padişah, durumu sadrazamla görüşür. Mihrali'nin yakalanması için Erzurum valisine haber gönderir. Bir kaç defa sıkıştırılan Mihrali, hepsinden kurtulmayı başarır. Bu arada iki Türk askeri’ni öldürür. Her yerde arandığından tekrar Rus topraklarına geçer. Mihrali 'nin Rusya’da olduğunu öğrenen Mansur, T. Hüseyin, Garip Ağa ve Musa Çavuş dört bir yandan takibe koyulurlar. Her birinin emrine dört yüz, beş yüz kişilik atlılar verilir. Bu guruplardan Mihrali'ye ilk rastlayan Musa Çavuş olur. Mihrali, atı otlatmakta, kendisi de dinlenmekteyken, gayrı ihtiyari geriye bakar. Musa Çavuş 'un kendisine doğru gelmekte olduğun görünce atına atlar ve kaçar. Fakat Musa Çavuş yetişir. Mihrali peşini bırakması için ona yalvarır. Aksi halde öldürmek mecburiyetinde kalacağını söyler. Musa Çavuş ısrarla üstüne üstüne gider. Bunun üzerine aniden dönen Mihrali, Musa Çavuş 'u kılıcıyla yaralar. Oradan uzaklaşır. Atlıların bir kısmı Musa Çavuş’un yanında kalır. Bir kısmı da Mihrali'yi kovalar. Mihrali atına son hızı vererek, atını uçuruma sürer. Bir hamlede karşıya geçer. Bunu gören atlılar durur. Mihrali; "Benim sizlerle işim yok, peşimi bırakın, dilerim Musa Çavuş'a da bir şey olmamıştır" der ve oradan uzaklaşır. Atlılar, Musa Çavuş'u Maraşlı Köyü'ne babasının yanına getirirler. Fakat yolda çok kan kaybettiği için bütün müdahalelere rağmen kurtarılamaz ve ölür. Mihrali arada sırada köyüne uğrar, yakınlarıyla görüşür. Aynı zamanda Musa Çavuş'un ölümü üzerine aramalara da daha da hız verilir. Garip Ağa Mihrali'yi bir yerde kıstırır. Düzlükte bir kovalamaca başlar. Bir an gelir ki, ikisinin de atları yan yana koşmaya başlar. Garip Ağa Mihrali'nin teslim olmasını isterse de ikna edemez. Kılıcıyla hamle eder. Mihrali hepsini savuşturur. Ekmeğini yediği bu baba dostuna el kaldırmak istemez. Fakat O'nun, kendisini öldürmek istemesi üzerine kılıcını çeker ve kuvvetli bir hamle savurur ki, Garip Ağa'nın sol bacağını dizinden koparır. Atlılar takip etmek isterse de, Garip Ağa müsade etmez. Atlılar O 'nu alıp köyüne getirmişlerdir. Söylentiye göre de Garip Ağa orada ölmüştür. Mihrali gizlice annesiyle görüşür. O 'na, Bahar 'ı kaçıracağını söyler. Annesi vaz geçirmeye çalışırsa da başaramaz. Keçeli köyüne gider ve Bahar 'ı kaçırır. Artık yanında bir de kadın olduğu için işleri de zorlaşır. Bu yüzden bazan Bahar 'ı güvendiği kimselerin yanına bırakır. Bir ara takipçilerden T. Hüseyin, Mihrali 'nin yerini öğrenir. Derhal oraya gider. Mihrali yanında Bahar olduğu için pek kaçamaz. T. Hüseyin arkalarından yetişir. Kılıcını vuracağı sırada bunu gören bahar, korunmak için sağ kolunu kaldırır. T. Hüseyin kılıcı indirir. Bahar'ın sağ elinden üç parmağını kesilmiştir. Mihrali 'yi de başından yaralar. Mihrali can acısıyla geri döner. tüfeğini ateşlemek isterse de tüfek ateş almaz. Atını mahmuzlar ve Hüseyin 'e yetişir. Kılıcını sallar ama vuramaz. Kılıç atın kuyruğunu kesmiştir. Hüseyin 'in kaçtığını gören adamları da irkilir ve geri döner. Mihrali bir dere kenarına gider. Bahar, Mihrali 'nin kanlarını temizler. Tülbentiyle başını sarar. Yara derin olduğu halde, Mihrali kuvvetli yapısı sebebiyle aldırış etmez. Atına biner, Bahar 'ı emin bir yere bırakır, oradan ayrılır. ZİNCİRLERE BAĞLI OLARAK KARS HAPİSANESİNE KONDU Mihrali, Osmanlı topraklarına geçer. Bir ihbar üzerine yaralı olduğu halde yakalanır. Gözlerini açtığında , kendini elleri ve kolları zincire bağlanmış olarak, Kars Hapishanesi’nde bulur. Burada başkaları da vardır. Fakat sadece kendisi bağlıdır. Mihrali 'nin kendine geldiğini görünce, orada bulunan Aşık Mehmet adındaki bir Türk, yanına yaklaşır, Mihrali 'yi konuşturur. O 'nun meşhur Mihrali olduğunu öğrenince şaşırır. Mihrali, âşık Ahmet'ten hapishane hakkında bilgi alır. Birlikte kaçmaya karar verirler. Aşık Ahmet ziyarete gelmekte olan karısına, her gelişinde bir şey getirmesini söyler. O 'da ekmeğin içine eye, vücuduna çekiç ve benzeri eşyalar saklayıp, peyderbey kocasına verir. Yarası cerahat bağlamış ve çok bitkin bir durumda olan Mihrali, hapishane arkadaşlarının en zayıf bir yerden tunel açmalarını ister. Mahkumlar gece sessiz bir şekilde istendiği şekilde çalışırlar. Tunelin ağzı malesef nöbetçilerin bulunduğu yere denk gelir. Mihrali son taşı çıkarmamalarını, belki bir gün lazım olacağını söyler. Bu arada, Mihrali'yi yaralı olarak sırtlarında mahkemeye götürürler. Mahkeme idamına karar verilir. Kararla ilgili evrak, önce Erzurum’daki temyiz divanına, sonrada İstanbul temyiz mahkemesine gönderilir. Padişahın imzasına sunulur. Mihrali’yse zindana döndüğünde durumdan arkadaşlarını haberdar eder. Kaçacağını, isteyenin de kendisiyle birlikte gelebileceğini söyler. Bir gece yarısı Aşık Ahmet’le birlikte mahkumları ayaklandırır. Kan gövdeyi götürürken, Mihrali kendisini duvara bağlayan zincirleri keser. Aşık Ahmet’le, önceden kazılmış tünele girer. Son taşı kaldırırlar. Mihrali daracık delikten güçlükle çıkarken, nöbetçi görür. Mihrali 'nin kaçmasına fırsat vermeden süngüyü bacağına saplar. Mihrali süngüyü kavrar. Nöbetçi tüfeği çektiğinde süngü Mihrali 'nin bacağında kalır. Mihrali ani bir hareketle süngüyü çıkarır. Gayet ustalıkla fırlatır. Süngü nöbetçinin gırtlağına girer ve cansız yere düşer. Aşık Ahmet korkusundan tünelden çıkamaz ve geri döner. Mihrali sürüne sürüne zindanın karşısındaki tavlaya girer. Tavlada atlar için hazırlanmış otluğun içine kendini bırakır. Orada iki gece üç gündüz kalır. Zindandaki ayaklanma önlendikten sonra, mahkumlar sayılır, Mihrali 'nin olmadığı görülür. Hemen dört yana atlılar çıkarılır. Bütün aramalara rağmen atlılar elleri boş dönerler.   Mihrali, üçüncü gece kendine gelir. Ayakları zincire bağlı olduğu için onları eğeyle kesmek ister. Zincirin kalınlığı, eğenin küçüklüğü dolayısıyla kesemez. Bu halde ata binemeyeceği için çareler ara. Sonunda topuğunu kesip demir bilezikleri çıkarmaya karar verir. Topuğunu kesmesiyle duyduğu müthiş acıya katlanır. Gömleğinden bir parça yırtar, topuğuna sarar. Başından, dizinden ve topuğundan yaralı olan Mihrali, bu yönüyle azim, sabır ve cesaret timsali gibidir. Ellerindeki bilezikleri kesemez. Zira, kafi miktarda yarası vardır. Biraz otla sarındıktan sonra kendini aşağı bırakır. Otların üzerine düştüğünden fazla ses çıkmaz ve canı fazla acımaz. İçerde sıra sıra atların olduğunu görür. Gözüne iyi bir at kestirir. Sonra bir başka atın sırtından ter keçesini çıkarır. Bineceği atın ayaklarına bağlar. Zira zemin taş olduğu için gürültülü ses çıkabileceğini düşünür. Havanın sıcaklığı dolayısiyle, çift kapının açık olmasından da yararlanarak, ata atlar ve son sürat oradan uzaklaşır. Gece yarısı Maraşlı 'ya gelir. Mihrali, Maraşlı'da ilk rastladığı evin kapısını vurur. Bu ev, daha önce öldürdüğü Musa Çavuş'un babasının evidir. Mihrali'yi içeri alıp yatırırlar. Mihrali olup bitenleri anlatır. Adam Mihrali'ye ses çıkarmaz. Üstelik su ısıtır ve bir tekne içinde onu yıkar. Yaralarını temizler. Merhem sürer. Süt içirdikten sonra istirahatını temin eder. Çocuklarını başına toplar. Evlerinde Mihrali'nin olduğunu, böyle mert birisine ölen kardeşlerinden dolayı kalleşlik etmemelerini söyleyerek, onları ikna eder. Bu arada Mihrali'nin tavladan çaldığı at damgalı olduğu için çocuklarına bu atı çok uzaklara bırakıp dönmelerini ister. Sabahleyin altı oğlu ile beraber Mihrali'nin yanına gider. Kendilerini tanıtır. Mihrali irkilir. Adam; (( Biz seni Musa Çavuş'un yerine koyduk. Sen de bundan sonra bizim oğlumuz sayılırsın)) der. Mihrali'ye bir ay bakarlar. Gideceği zaman iyi bir at ile Musa Çavuş 'un kılıcını verirler. Adam altı oğlunu Mihrali'nin yanına katar ve uğurlar. Bu sırada 93 Harbi patlak verir.(1877-1878) Osmanlılar hem kuzey batıda ve hem de doğuda Ruslarla savaşır. Doğuda Rus ordusunun başında Loris Melikof, Osmanlı ordusu'nun başında Ahmet Muhtar Paşa vardır. Mihrali, atlılarını yanına alır. 120 kişilik çetesiyle Ruslara yapmadığını bırakmaz. Ruslar, bu belalı Karapapak ile baş edemeyeceklerini anlayınca, "Ordu'ya hizmet şartı ile" bağışlar. Mihrali ise, Kars kale komutanı Hüseyin Hami Paşa 'ya gizlice haber göndererek, affedilirse Osmanlılar safında mücadele edeceğini bildirir. Mihrali'nin bu teklifi kabul edilir. Beri taraftan da, Dalaverli Mansur (Muhtemelen albay) ve Tavşankuloğlu Hüseyin (Muhtemelen binbaşı) üst rütbededirler. Maalesef Karapapak olmalarına rağmen Osmanlılara karşı savaşırlar. ( Karapapak adı tarihte ilk defa 1598 yılında Buhara Hanlığı belgelerinde geçer. Önceleri aşağı İdil civarında yaşamakta iken Timur 'un zulmünden yahut ta Ruslar 'ın Kazanı işgal etmelerinden dolayı buradan ayrılıp Zerefşan "Semerkant'ın doğusunda" Bölgesine gelmişler, sonradan Özü (Denpr) ırmağının batısına geçmişlerdir. Kür-Aras boylarından göçme Sulduz Karapapakları da Tiflis'in güneyinde Borçalı (Eski adı: Loru) sancağında mesken tutmuşlardır. Şii ve sünni inanca sahiptirler.(Mihrali Bey sünnidir.) Yanlış olarak şii olanlara Tat ve Acem, sünnilere Terekeme denir. Halbuki Karapapakların Acemlikle alakaları yoktur. Karakuzu derisinden kalpak giydikleri için kendilerine bu ad verilmiştir. Karapapaklar, zeki, çalışkan, iyi ata binen, iyi silah kullanan bir Türk boyudur. Zengin bir folklora sahiptirler. (Acıyurt köyü folkloru ile ilgili olarak T.F.A., Sivas Folkloru ve Türk folkloru dergilerinde beş yazımız neşredilmiştir.) 93 Harbi esnasında bir kısmı Osmanlılara yardımcı olurken, ne acı ki bir kısmı da, (Mansur, Tülü Musa, Latif, Kamil gibi) Ruslarla işbirliği yapmışlardır. ) Mihrali, kuvvetleri ile Çıldır'a gelir. Yanına kardeşi Ali Bey'i de almıştır. Kendisine binbaşılık, Ali'ye de mülazımlık rütbesi verilir. Bir gün T. Hüseyin 'den bir mektup alır. Hüseyin, Mansur’la arasının açıldığını, isterse emrine girebileceğini yazmaktadır. Mihralı kabul eder. Böylece T. Hüseyin 'de Osmanlı'ya katılmıştır. İltica etmiştir. O'na da binbaşılık rütbesi verilir. MİHRALİ 93 HARBİNDE MOSKOFU TEPELEYİP AÇ SUSUZ KARS HALKINI KURTARDI RUS ORDUSU’NU YARIP ATLARI VE KOYUNLARI KARS’A GETİRDİ. * KAÇIYORMUŞ GİBİ YAPIP GERİ DÖNÜP 80 ADAMIYLA RUS ‘ UN İKİ BÖLÜĞÜNÜ PERİŞAN ETTİ. İKİ ŞEHİDE KARŞI RUS’UN YÜZDEN FAZLA ASKERİNİ ÖLDÜRDÜ.   93 Harbi'nin temmuz-ağustos aylarında muharebe iyice kızışır. Mihrali, Kars'ın Göle cihetinde, kendinden en az on misli bir kuvvet ile karşılaşır. Mihrali tüfek ve susam yağına batırılmış kılıçla taarruz emrini verir. Saldırı anında, Mihrali'nin atı göğsünden bir kurşun yarası alır. Yere kapaklanır. Mihrali, üç dört metre ileriye düşerken, perende atıp iki ayağı üzerine kalkar. Aynı anda tüfeğini ateşleyerek, atını vuran askeri , alnından vurur. Kendisine yaklaşan bir askeri de, kılıcı ile bertaraf ettikten sonra onun atına atlar, düşman saflarına dalar. Askerler bir müddet sonra kaçmaya başlarlar. Çemberi yaran Mihrali, önüne çıkan düşmanı tepeleyip, ondört bakkaliye arabasını alır. Kars kalesi'ne döner. Kale'yi dıştan kuşatan askerlerinde çemberini yararak kaleye girer. Haftalardır, aç susuz, kalan askerler, gelen malzemeleri görünce bayram eder. Haberi alan Anadolu Harp Ordusu Baş Komutanı Ahmet Muhtar Paşa, Mihrali'yi tebrik ve taltif eder. Fakat bu kuru erzak askere kafi gelmez. Aylardır ete hasret olduklarından hepsi de bitkin düşmüştür. Hatta bu yüzden Ahmet Muhtar Paşa geri çekilme kararındadır. Bunu duyan Mihrali, Ahmet Muhtar Paşa 'nın yanına gider. Kararından vaz geçmesini ister. Güvendiği adamlarını yanına alarak düşman sınırından içeri dalar. Hara'dan yüz elli kadar kadana at ile, ahırlardan binin üstünde koyun çıkarıp çemberi yararak Ahmet Muhtar Paşa'ya getirir. Paşa 'nın sevinçten gözleri yaşarır. Sonunda Kars muhasaradan kurtulur. Muhtar bunun üzerine Mihrali'yi çekilen Rus Ordusu’nun üstüne gönderir. Mihrali, Göle Nahiyesi'nin Demirkapı Köyü'nde bir alay düşman süvarisini kaçırır. Karşısına başka bir alay çıkar. Zekası sayesinde bunları da alt eder. Kendisi güya kaçıyormuş gibi yapar. On misli düşmanda kovalamaya başlar. Pusudaki seksen askeri bunlara ateş ederek, peşpeşe iki bölügü dağıtır. Mihrali 'de aniden dönerek bunlara destek olur. Planın ustalığı sayesinde iki şehit, dört yaralıya karşı yüzden fazla cesedi ile düşmanı bozguna uğratır. Paşa'nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali, bu sefer Gümrü- Tiflis yolu üzerinde Ağbulak ve Parmaksız köprüdeki askeri mevkilere ait telgraf tellerini kesmeye memur edilir. Mihrali, 130 kadar süvarisiyle sekiz gün boyunca erzak kollarını vurur. Telgarf tellerini keser. Müfrezeleri tepeler, düşmanı çaresiz ve kımıldamaz hale getirir. Düşmanın yetmişe yakın can kaybının yanında, kendisi dört şehit ve sekiz yaralı ile döner. ABDÜLHAMİT MİHRALİ’YE MECİDİYE NİŞANI GÖNDERDİ Muhtar Paşa 'nın Mihrali’nin bu kahramanlıklarını payitahta bildirmesi sonucu, Mihrali'ye 2. Abdüllahit (1876-1909) tarafından ilim Mecidiye nişanı verilir. GECE GÜÇÜNDE OĞLUNU ÖLÜME TERK EDER Mihrali daha sonra Paşa 'dan izin alarak, Rus sınırından içeri girer. Köyü Darvas'a gider. Akrabağsını ve Karapapakları toplayarak Osmanlı'ya göç eder. Kafilede kardeşi İsa bey, Karısı Bahar, kardeşi Mehmet Ali'nin oğlu Rüstem, kundaktaki oğlu Rüştü 'de vardır. Mihrali, " Belki ses çıkarır diye" oğlu Rüştü 'yü bir çalının dibine bırakır. Bahar hanım ağlar. Görümcesi Huri hanım, kara ve soğuğa aldırış etmeden hemen atını geri çevirir. Çalının dibinden Rüştüyü alır. Kafile sınırı geçmekte iken onlara yetişir. Mihrali daha o sonra Erzurum müdafaasında yer alır. Aziziye baskınından sonra, düşman dört alayla Erzurum'u batıdan çevirmek ister. Muhtar Paşa bunların üstüne üç dört yüz süvari gönderir. Mihrali bu cenkte ağır yara alır. 12 aralık 1877 de A. Muhtar Paşa İstanbul'a çağrılır. O 'nun gitmesi üzerine Mihrali 'de orada kalamaz. A. Muhtar Paşa. Mihrali'ye bir kızak hazırlattırır. Kendisi İstanbul yolunu tutarken Mihrali'de kafilesiyle Sivas'a doğru yol alır. Mihrali, Sivas'ın Ulaş Bucağına bağlı bu günkü Acıyurt Köyü toprağına gelir. Karapapaklar ’da çevrede kendilerine yer bulurlar. Mihrali bey, bu günkü Konak (Acıyurt'un Mezrası)ta mesken tutar. Acıyurt halk ağzında; " Büyük Köy, Papaklı Köyü, Mihrali Bey'in köyü) gibi adlarla anılır. T.Hüseyin Kuşkakayası köyüne yerleşir. Bu gün Kangal, Uzunyayla civarında 30-40 pare Karapapak köyü vardır. Buralara yerleşmekte devlet her hangi bir güçlük çıkarmamıştır. Zira, II.Abdülhamit, Mihrali ve ahvadının dilediği yerde yerleşmesini serbest bırakmıştır. Mihrali, Sivas'ta kırkıncı Hamidiye süvari Alayını kurar. Göçten 12 yıl sonra (1899) Kurt İsmail Paşa, Mihrali Bey'in yanına gelir. ( Kurt İsmail Paşa 93 harbinde Erzurum Valisi idi. A. Muhtar Paşa 'nın İstanbul'a çağrılması üzerine O'nun yerine vekil olarak kaldı) Bağdat'ta amansız bir eşkiyanın olduğunu, Arapları Osmanlılar aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali Bey, bunun üzerine atlılarını toplar, Kurt İsmail Paşa ile Bağdat'a gider. Bağdat Valisi Mehmet Fazıl Paşa (?) bunlara izzet ve ikramda bulunur. Mihrali eşkiyaya teslim olması için haber gönderir. Kendilerine bir şey yapılmayacağına dair şeref sözü alan eşkiya teslim olur. Mihrali, Sultan Abdülhamid'e eşkiyanın teslim olduğunu bildirir. Bağıslanmasını ister. Bağışlanırlar. Bağdat'ta Vali ve eşkiya, Mihrali'ye iyi cins Arap atları hediye ederler. Mihrali Kurt İsmail Paşayla geri döner. Bu olaydan sonra Mihrali'nin ünü daha çok yayılır. BAŞIMIZA GELENLER KİTABINDA MEHMET ARİF MİHRALİ İÇİN NELER ANLATIYOR?   Okuyucularımın çoğunun Mehmet Arif’in BAŞIMIZA GELENLER İSİMLİ KİTABINI OKUDUĞUNU VEYA EN AZINDAN GÖRDÜĞÜNÜ TAHMİN EDİYORUM. Tercüman 1001 temel eser yayınlarından 91,92,93 sırasında yayınlanan üç ciltte anlattıklarımızın çoğunu doğrulayan bilgiler vardır. Bunlardan kayde değer olanları buraya naklediyorum: Metnin aslı: “ Mehrali’nin ifadesine göre, kendisine mukabeleye çıkan, düşman süvari alayının 60-70 nefer kadar zayiatı olmuş ve bir miralayları dahi alemi varlık yokluk dağdağasından bir kurşun ile kurtarılmıştır. (37.say) ” Sayfa: 257 Karapapaklara gelince, bunlar Acemlerle Dağıstanlılar arasında hususi bir milleyet gösterirlerse de, lisanları Azerbeycan Türkçesi’dir. Kıyafetleri Acem gibidir. Lakin kalpakları başka türlüdür. Bazısının mezhebi Sünni, bazısının ki şiidir. Bunlar da, adı geçen kazalarda 2000, 2500 hane halkı kadar olabilirler. Gayet yiğit ve cesur bir kavimdir. Pek iyi süvaridirler. Hele at üzerinde silah kullanmakta bunlar kadar usta olanı pek az görülüyor. Nitekim bunlardan mehrali adında birinin orduyu hümayüna nasıl hizmetler ettiği ve savaşlarda ne gibi yararlıklar gösterdiği ilerde sırası geldiğinde görülecektir. İşte nahiyeleriyle beraber bu iki kazadaki Karapapaklar, öteden beri İsmail paşa hazretleri’nin ailesini büyük tanımışlardır. Çünkü İsmail Paşa’nın babası Şerif Ağa, vaktiyle Şüregel kazası’na bağlı hacı Veli Köyü’nde ikamet eder ve Karapapak cemaatinde kumandası yürür bir zat imiş. İsmali Paşa’nın yeğeni ve yine o köyde sakin medet bey zade Yusuf Sey, Karapapaklar’dan beş tabur asker yazmış, ve hatta defterlerini bile amcasına göndermiş imiş. Bu karapapaklar’dan Ardahan ve Çıldır kazalarında da bir hayli halk yerleşmiş olduğundan onlardan da çıkarabildiği kadar muavine askeri toplamak ve bütün çıldır sancağı’nda bulunan diğer kazalardan da muavine celp etmek vazifesi ise Ardahan’da Hacı Hüseyin Paşa’ya havale kılınmıştır. Bu işlerin cümlesi, ilan-ı harpten önce ve geçen kış, tertip edilerek defterleri yazılmış, zabitlerde yine eşraftan olmak üzere, tayin olunmuştu.   Eşkiyadan Mehrali ve Tülü Musa’nın afları:   Kars Kumandanı Hüseyin hami Paşa, Bir mektup yazarak, Mehrali ve Tülü Musa gibi Rusya Ordularında hizmet etmekte bulundukları (Bizim evvelki araştırmalarımıza göre mihrali’nin Rus Ordusu’nda hizmeti vaki olmamıxştır.) zannolunan iki şakinin, devlet’i Aliye ordularında hizmet etmek üzere bize sığınacaklarından, devletin kanunlarına karşı evvelce işledikleri suçlarının affolunmaları lüzumunu iltimas etmişti. Muhtar Paşa hazretleri de : “ Eski suçları devletçe affolunmuştur, ordumuza gelebilirler. “ Cevabını vermişti. Şimdi bu adamları, hal ve mevkilerini okuyucularıma tanıtmam iktiza ediyor: Bu iki kişi demincek zikri geçen Karapapak kabilelerindendirler. Bunlardan Kars’ın bazı pazarlarında meskun olanlar bulunduğu gibi, Rusya’da da bir haylice vardırlar. Hazer Denizi’nin batısında bulunan Şeki, Şirvan ve Nahcivan ve daha beri taraftaki Revan Beldeleri’nin batı tarafında bizim huduttaki Arpa Çayı’nın ötesindeki arazi ve ekseriyetle Tiflis’in civarı olan köyler hep bu kavimle meskun gibidir. Bunların, İran’ın bizim Beyazıt Sancağı civarında bulunan Makü ve Ovacık kazalarıyla civarında da yerleşmiş olanları vardır. Rusya devleti harp sırasında, Dağıstan, Çerkez ve Kafkasya’nın diğer kavimlerinden teşkil eylediği süvari alaylarını bize karşı olarak ordusunda kullandığı gibi Karapapaklardan da bir miktar süvari tertiplemiştir. Tülü Musa dediğimiz şahıs, Rusya’nın askeri hizmetine girmişlerden ve Mehrali’yse O hizmete girmek üzere hazırlanmışlardan idiler. MEHRALİ’NİN HAYATI: Mehrali, Tiflis’in Karapapak köyleri’nin birindendir. Mezhebi sünnidir. Vaktiyle 17-18 yaşında iken vefat eden babası, Karapapak milli adetlerine muhalif olarak konulmuş olan yeni bir usule göre gömülmüş veya hükümetçe gömdürülmüş imiş. Mahalli Rus hükümeti intizamı korumak için mezarlığa geçici bir de karakol koymuş. Mehrali, milli taassup ile galeyen eden hiddeti’nin önüne geçemiyerek, bir gece gizlice mezarlığa gidip, babasının kabrini açmış, cenazeyi eski kabristan’a nakletmek üzere çıkarırken, kendisini önlemek isteyen karakol neferini öldürmüş. Pederi’nin cesedini alıp, götürüp eski usul üzere gömdükten sonra hükümetten kaçmaya mecbur kalmış. Hükümet bu genç caniyi aradıkça o kaçar, kaçtıkçada cinayetleri artarmış. Bağları ve kırları mesken edinip, hükümetten gizlenenlerin bundan başka ne hünerleri olabilir? Nihayet araştırmalar şiddetlenerek bizim taraftaki Karapapaklar’ın içine gelerek iltica ederek gizlenmiş. Rus devleti, Sefareti vasıtasıyla bu Karapapaklar’ın içine saklanmış ne kadar cani varsa, bunları Bab_ı âli’den isterken Mehrali’yi de ister. Devlette bu iadeye mecbur olarak bir takımlarını tutup Rusya’ya gönderir. Fakat Mehrali tutulacağını analayınca bizim zabıtaya da karşı gelir. Mesele büyür. Araştırma şiddetlenir. Neticede Mehrali bizden de bir iki zaptiye öldürerek Rusya’ya kaçar. Öteden sıkıştırılır. Yine bir cinayet işleyip bizim tarafa geçer. Burada da cani olduğundan takipler devam eder. Dersaadetteki Rusya sefareti ise Şuregel kazası idarecilerini Muhrali’ye yataklık etmekle itham eder. Kaza idarecileri bundan telaşa düşerler. Büyük bir kuvvetle mehrali’yi takibe çıkarlar. Düz bir ovada sıkıştırırlar. Mehrali teslim olmaz. Silahına davranır. Silahla mukavele ederler. Nihayet o kazanın idare meclisi azasından Garip Ağa ile bir de zaptiyemizi vurup öldürdükten sonra kendisi de yaralanıp yere düşer. Harekete mecali kalmayınca tutulur. Muhakeme ve sorgusu yapılır. Mahkemede hiçbir suale cevap vermez. İnkar ediyor sayılıp şahitler dinlenir. Kars meclisi temyizi kanun gereği idamına karar verir. Hüküm evrakı bizim Erzurum’daki divan-ı temyiz’in dahi tasdikinden geçtikten sonra Dersaadetteki, mahkemeyi temyize gönderilir. Oradada tasdik olunduktan sonra gereğinin icrası için İrade-i saeniyeye çıkmak üzere iken Mehrali Kars hapisanesinden firar eder. Yine Rusya’nın kafkasya idaresine ve bizim mahalli hükümete hayli telaşlar verir. Mehrali’nin kaçısı: Mehrali’nin kaçış şekli de sergüzeşti ve kendisi kadar tuhaf olduğundan tafsilatını sonradan bizzat kendisinden işittiğim şekilde buraya derç eyledim. Mehrali, kars hapisanesinde kocaman parangalar içinde tutulduğu sırada, aldığı kurşun yaraları tedavi edilirken, “ Zehirli bir ilaç kullanırlar da beni öldürürler!” vehmiyle yarasını bizim hükümet cerrahlarına baktırmaz. Kendisi karapapaklar’ın adeti üzere ilaçlar yaparak tedavi eder. Kıza zamanda da iyileşir. Hapishanede mahpus olan kocasına yemek getiren bir kadını kocası vasıtasıyla kandırır. Kadının ekmek içinde getirdiği bir demir eğesini elde eder. Önce eğe ile pranga demirini becerir. Sonrada hapishanede bulunduğu odanın temeli tarafını kazmaya başlar. Duvarın öbür tarafına geçebilecek şekilde bir delik vücuda getirir. Sonra bütün mahpusları firara teşvik eder. Ve “ Hepimiz birden filan gün, filan saatte hapisanenin kapısındaki demir parmaklık açıldığı sırada birden kapıya hücum edersek, zaptileyer kafi gelmez. Müdafaa demezler şaşırırlar. Biz de kurtuluyoruz.!” Diye herkesi kandırır. Hakikaten öyle bir zamanda kapıya hücum ederler. Zaptiyeler karşı koyar. O sırada askerde getiririlir. Ateş ederler. Mahpuslardan bazıları yaralanır. Hapishaneden hiç kimsenin kaçmasına meydan verilmeden işin önü alınır. Ama o gürültüde mehrali arka tarafta hazırlamış olduğu delikten fırlayıp kaçar. Ve o civarda birinin damı üzerinde yığılmış ot yığıntısının üzerine çıkarak otların içine saklanır. Hapishane memurları, mahpuslarıyoklama ederken Mehrali’nin firar ettiğini anlarlar. Şehrin içine dışına süvari ve piyade zaptiyeler dağılır. Onlar istedikleri kadar arayıp zahmet çeksinler, nerde bulunacak? Mehrali hapishaneden kurtulup kurtulmaz, ilk adımını attığı yere gizlenmiş, biçare zaptiyeler ise kendisini pek uzaklarda aramışlar. Nihayet taharri memurları Mehrali’nin bulunmasından ümidi keserler. Mehrali de iki gece üç gün otların içinde aç susuz yatar kalır. Üçüncü gece, artık araştırmaların gevşediğini anlayarak olduğu yerden iner. Meğer gizlendiği yer, Kars’da bulunan piyade taburunun saka beygirlerinin bağlandığı ahıra yakınmış. Otun üstünden daha önce tayin ettiği noktadan ahırın damına çıkar. Tepede bulunan bir pencereden aşağı sarkarak içeri girer. Beygirlerin birisini çözer. Dişarı çıkarır. Binerek savuşur gider. Uykuda olan saka neferlerinin haberi bile olmaz. Mehrali, o gece, Kars’a beş altı saat mesafede olan Şüregel kazasındaki Karapapaklara kadar gider. Onların yardımıyla atını silahını düzüp, koştuktan sonra, kendisi artık tosunlukta ve yiğitlikte şöhret bulmuş olduğundan, karapapaklar’dan birlikte gelmek isteyen, bazı serseri delikanlıları da yanına alarak, Rusya arazisine geçer. Orada da rahat bırakılmadıklarından yine silah kuvvetiyle dağlarda bayırlarda oturup gizlenmeye devam eder. Nihayet işin, devlet_i aliye ile harbe doğru gittiği sırada, rusya hükümeti, Ordusunda hizmet etmek üzere lezgi, Çerkez ve Karapapaklar’dan Mehrali gibi meşhur eşkiyaya af ilan eder. Mehrali ‘de bunu memnuniyetle kabul ederek, serbest serbest , beraberine gönüllü olarak süvari toplamaya başlar. Bu sırada bir taraftan da Kars kumandanı Hüseyin hami paşa’ya karapapaklar vasıtasıyla ve gizlece bir mektup gönderir. Eğer bu tarafta affolunursa tedarik ettiği 120 seçkin suvanri ile orduyu hümayuna gelip, din uğruna harp ve cihat hizmetinde bulunarak can vermeye hazır olduğunu bildirdi. Yukarda hikaye olunduğu gibibu taraftan da affolunduğu haberi kendisine bildirilince, o kadar süvari ile Rusya’dan pervasızca çıkıp Kars’a geldi. Koca herif.! Hem kendisini affettirecek dar bir zamanı ve fırsatı buldu, hem de ordumuza büyük hizmetler etti. Bunlar aşağıda sırası geldikçe görülecektir. Tülü Musa’nın hayatı: Gelelim Tülü Musa’ya. Bu adam da birkaç sene evvel, Erzurum’dan İran’a geçmekte olan bir taransit kervanına hücum ederek, mallarını gasp eden eşkiyanın reisi idi. Bin bela ve güçlüklerle tutularak, o vakit Erzurum’da kürek merkezi olan Taşhan’da 15 sene süreyle küreğe konmuştu. Tülü Musa ‘da muharebeden hayli zaman önce hapsanede isyan çıkararak yakayı sıyırmış ve şakiler için misilsiz bir sığınak halini almış bulunan Şereğeldeki karapapaklar’ın yanına sığınmıştı. Orada, hükümet tarafından sıkıştırıldıkça, mevkiin hududta bulunmasından istifa ederek, derhal Rusya’ya geçer. Rusya tarafından arandıkça bu tarafa geçer. Nihayet ilanı harpten sonra yine kendi gibi ve Karapapaklar’dan olan mansur ve diğer şakilerle beraber Rusya Ordusu’nda hizmete girer. Bu sırada Mehrali’nin bizim tarafa iltica edeceğini işitip bu da sığınma azim ve emeline düşmüş. Affa mazhar olarak kars’a geldi. Bu herif Zâkim Köyü’nde birkaç gün kaldı ve bazı keşif ve haber hizmetlerinde kullanıldı ise de, bozuk mayasının icabı veya bilemediğimiz bir sebebin sevkiyle bir gün yine gönderildiği keşiften geri dönmedi. Tekrar Rusya ordusuna savuşup gitmek, alçaklığını irtikap ettiği anlaşıldı. Sonunda, Rusyayılar7a hizmet ederek, Kars ovasındaki Çerkez köylerinden bir köy ahalisine bazı levazımatın tedariki için şiddetle musallat olduğu bir sırada, şahsını ve halini bilen çerkeslerden birisinin kurşunu ile gebertili,. Her ne ise. Alem elinden ve şerrinden kurtuldu. Kendisi de kötü bir nam bırakarak defolup gitti. Say.175-181) Mihrali: Kars kumandanı Hüseyin hami Paşa, Karapapaklardan olup Kars’ın Akbaba nahiyesi’nde oturan, ticaret ve ziraatle meşgul, namus erbabından hacı veli Ağa’nın evini, yukarda adı geçen Mehrali vasıtasıyla bastırıp, kendisini muhafaza altında kars’a getirtmiş ve düşmanlarının iftiralarına bakarak ve muhakeme etmeden astırarak idam eylemiş imiş. Eskiden beru Kars’ın ilergelenlerinden olup, servet ve ifeti yle tanınan bir atbaşzade Ahmet Efendi vardı. Muharebeden önce memumuriyetle bir iki defa Kars’a gittiğimde evinde misafir olmuştum. Kerim, dost sever, ali cenap bir zat idi. Bu Ahmet Efendi'’in iyi adam olmadığı ve Konağına meçhul bazı kimseleri gidip geldikleri, paşa'’ın kendine ait hafiye memurları tarafından haber verilmiş. Paşa, Astırmak üzere Ahmet Efendiyi de tutturup hapsettirmişse de, erkanı harbiye reisi Hasan kazım Paşa'’ın ve Ahmlet Efendi'’i bilen diğer askeri erkan ve ümeranın ve ahaliden büyük bir topluluğun şefaatleriyle idam cezasından affettirilmiş. Ama Paşanın gazabı teskin olsun diye de, sürülmesine karar verilerek, muhasaranın henüz şiddetlenmediği bir sırada ErZurum’a aşırılmış. Say.250-251 ............................... Lakin ne buyrulur? Muhasara altında bulunan bir askere teslim olmasını teklif etmeleri, askerin vehmini uyandırarak adeta kalbinin sebatını sarsıyor, cesaretini kırıyor. Böyle zamanda ise bazı harp hileleri yaparak askeri canlı tutmak zaruri oluyor.   MUHASARADAKİ HALKI CANLI TUTMAK   Hatta bir defa bu maksatla meşhur Mehrali, yanındaki seçkin suvarilerden kırk ellisiyle Rus hatları arasında gezinip kısmet aramak için çıkmış. Bu sırada düşman ordugahına getirilmekte olan on dört araba bakkal eşyasını arabalarıyla beraber zapt ederek, sürüp kars’a getirmiş. Kars’a gelirken yolda önüne düşman süvarisiyle çarpışarak onları da kaçmaya mecbur bırakmış. Böylece mertliğini ve kahramanlığını da ispat etmiş. Bu başarısı bütün ahalinin ümidini yenileyip yüzünü güldürmüştür. Yine bir başka defada bu mehrali’nin düşmanın binlerce koyununu ele geçirerek Kars’a soktuğunu unutmayalım. Mehrali’nin bu kahramanlıkları, Kars’taki askerin zihnini işgal ederek, epeyce konuşkmalara ve canlılığa sebep olduğu için takdire değerse de, kars’taki askerlerin çıkıp çıkıp da Rus Muhasara kuvvekleriyle harp etmesinin faydası ve boş yere adam kaybından başka semeresi nedir? Orası anlaşılamadı. (Say.255) (Yazar başından beri Mihrali’den bahsederken buruk. Buruk da, çete harbi neye denir, noral neye denir? Haberi yok mu olaki?) cilte 439 sayfada ne diyor? Ardahan cihetindeki düşmanın ahvalini anlayıp doğru bir haber getirmek ve hem o civardaki ahalimize emniyet ve teselli vermek, hem de düşmana vaziyete göre bir yiğitlik göstermek üzere, Mehrali’nin emrine bin kadar seçme muavine suvarisi verilerek gönderildi.   MEHRALİ’NİN GÖLE TARAFINDA BİR SAVAŞI: Yukarda namını layık olduğu şekilde tebcil ettiğim bu kahraman emrideki suvarilerle Göle Nahiyesi’nin demirkapı civarında tesadüf ettiği bir alay düşman süvarisini harp ederek ricate mecbur etmiş. Bunların arkasından karşısına çıkan üç tabur piyade ve bir kıta toptan da çekinmeyerek savaşa devam etmiş. Rusya süvarisinin çoğalarak hücum etmek üzere olduğunu anlayınca da, seçtiği 80 kadar adamını pusuya yatıran mehrali, geri kalan kuvvetiyle ricat etmeye başlamış. Takip eden düşman süvarisi ise pusuya düşmüş. Şiddetli ateş altında kalan öncü bölük hemen tamamen denecek kadar dökülmüş, işi anlayıp da geri dönünceye kadar arkadan gelenler de haylice ateş yemişler. Bu sırada mehrali ‘de mevcut kuvvetiyle tekrar savaşa girmiş. Elhasıl, 7-8 saat kadar devam eden bu muharebede düşman birkaç yüz adam kaybetmiş. Bizden ise iki şehit ise 4 yaralı verilmiştir. Böyle oldukça büyük bir çarpışmada bizim askerden bu kadar az şehit ve yaralı olması, doğrusunun gizlendiği veya düşman kaybının büyütüldüğü zannını uyandırıyor. Fakat mehrali’nin palavracı yiğitlerden olmadığını bildiğim için verdiği habere inanmayı kendi kendime lazım addederim. Mehrali’nin döndüğü gece Kars civarında meskun Camadanlı aşiretinden lezgi Ağa 24. Temmuz sene 9 3 gecesi aşiretinden kırk nefer süvari ile ordunun devriye karakolluğu vazifesi için keşfe ve dolaşmaya çıkmıştı. Şafak vakti düşmanın süvarisine çatmış. Aralarında oldukça şiddetli bir savaş vuku bularak adeta güneş çıkıncaya kadar iş uzadı. Sonra 2 taraftan çıkarılan imdat kuvvetleriyle birbirlerinden ayrıldılar. Düşmanın 9 ölüsü meydanda kalmış. Lezgi Ağa tarafın da da bir şehit ile 3 yaralı vardı. Say.439 .................................. Düşmanın, bizim halkın hukukuna tecavüzü ve buna dair mütealalar:   Mehrali, Göle nahiyesi (*) taraflarında çıkıp, Rus kazaklarıyla harp ettikten sonra, o tarafa ait bazı haberlerle dönmüştü. Rusya’nın oralardaki kumandanı mehrali’nin gelmesini ve bu savaşın vukuunu fakir köylülerimizin hiyanetinden bilmiş.   Mehrali savuştuktan sonra RUS SUVARİSİ BU NAHİYENİN Dedeş’in köyündeki camii şerif ile Göle müdürü Rıza bey’in evini bu köyün bütün evlerini yakmışlar. Urut köyü’nde dahi aslan paşazade Hasan bey’in hanesini yıkarak, ahaliden 16 sıonı şehit edip, üçünü yaralamışlar. Bunun gibi olaylar kars ve Beyazit taraflarında da vukubulmuştur. Bunları yazmaktan maksadım, ahalinin asker sayılmayacakları ve düşman şerrinden salim olacaklarına dair olan inancın boş ve çünrük olduğunu bildirmektir. Ahali tavır ve hareketleriyle düşmanı ürkütüp, hiddetini ve intikam hırsını uyandırmasa bile, yani görünüşte bir kabahati olmasa bile, alçak bazı kimseler sırf menfaat temin etmek için halktan bazılarını hiyanet ve casuslukla ve Rusya’ya karşı sadakatsızlık gibi şeylerle itham ederek, can ve mallarına hatta ırzlarına kastettiriyorlar... Bunun için: “ Biz ahaliyiz, düşman şerrinden emin kalırız, giden hükümet ağamız olursa, onun yerine gelen hükümet dahi beyimiz olmak lazım gelir.” Fikrini kafalardan çıkarmalı ve “ Medeniyet zamanında bulunuyoruz, eski zamandaki tecavüzler gibi tecavüz olamaz!”sözünü de hiç ağıza almamalıdır. Bu gözler neler gördü?.. Çünkü, dünyada, devletlerin tecavüzü ile hasara uğrayanların hakkını iade edecek bir mahkeme daha kurulamadı. Hak ve adaletin nazenin varlığı “ El-hükmü lil-galip” tabiat kanunun, müstebit elinde oyuncaktır. Bunun için aç kalmalı, susuz kalmalı, ölmeli... Ama, düşmanın yurdumuza ayak basmasını önlemeli, çingenelerin, halk arasında meşhur olan “ Çalı idi, çırpı idi, evim idi ya, !” türküsü ne kadar manalı ne kadar hikmetlidir. Ne olursa olsun; ev bizim evimiz, hükümet bizim hükümetimizdir. Rabbim zeval vermesin! Say: 449 Haritaya bakılırsa görülür ki, iş bu göle nahiyesi Ardahan tarafında yanı Ardahan’la Çıldır sancağının merkezi olan Oltu’nun arasındadır. Otlu, sulu, ormanı ve kişi çok, kırk elli kadar köyden ibaret bir nahiyedir. Hayvan yatağıdır. Çok miktarda koyun ve kara sığır yetiştirir.   MEHRALİ’NİN Rusya’ya girip çıkması ve aldığı ganimetler.   Bu sırada düşman, memleketindeki telgraf tellerini kırıp, bozmak ve halka dehşet vererek, düşman ordusundaki askerin cesaretlerini, mübalağalı şayialarla kırmak üzere yukarda adını hayırla yadettiğimiz Mehrali Ağa, yüz otuz kadar süvarisiyle düşman memleketine salıvermişti. Yedi sekiz gün gezdikten sonra, dört şehit, sekiz yaralı ile geri döndü. Topqçu ve süvariye elverişli olarak ordumuza yüz elli baş kadar Rus katana beygirlerinden hediye getirdi. Bu katana beygirleri, düşmanın mîri çiftlikleri mamulatındandır. Gerek beygirleri ele geçirirken ve gerek getirmek üzere yola çıktıklarında arkasından yetişen ve önüne çıkan süvari alaylarıyla harp etmiş, onlara galebe ede ede çıkıp gelmiştir. Buna dair öteki tafsilat yukarda geçmiştir. Düşmanın Gümrü ile Tiflis ve diğer askeri mevkilerine ait telgrafları dahi kırmıştır. Bunların kırıldığına inanılmaz düşüncesiyle bir kangal telgraf telinide alıp getirmişti. Mehrali’nin ifadesine göre kendisine mukabeleye çıkan düşman süvari alayının 60-70 nefer kadar zayiatı olmuş ve bir miralayları dahi alemin varlık yokluk dağdağasından bir kurşun ile kurtarılmıştır. Her ne ise mehrali gibi bir yiğidi, analar pek az doğurur.say.523 cilde de alel usül bir bakalım: Bir ufacık süvari muharebesi: Erzurum Ovası’nın bu tarafına inmiş, olan düşmanın vaziyetini keşf etmek ve hafif bir şey ise yakalayıp işini bitirmek üzere Erzurum’da bulunan süvarilerden üç beş yüz güzide atlı seçilip, süvari livası Ethem paşa kumandasında Hins ve Tufanç köyleri cihetine çıkarıldı. Yukarıda kahramanlığından bahsettiğimiz Mehrali Ağa ile onun hususi süvarilerinden bazıları da bunlarla gönderilmiş idi. Çünkü” Kambersiz düğün olmaz!” Nerede bir tüfek patlasa veya patlamak ihtimali olsa, Mehrali ağa oraya gönderilir, onun varlığından büyük büyük hizmetler beklenirdi. Hatta bazı kereler mehrali ağa yaverlik hizmetinde kullanılırdı. Süvarilerimiz giderek, Rus suvarisi ile harbe tutuştular. Tüfek sesleri Rus’un bu cihete geçirdiği bütün süvarisini ürküttüğünden hepsi hazırlanarak muharebeye çıkınca, miktarlarının üç dört alay süvari kadar olduğu anlaşıldı. Fakat bizimkiler tutulmuş oldukları muhaberebeyi bırakıp da, çekilemediklerinden, bu suvari muharebesi birkaç saat sürmüştü. Nihayet, düşman süvarisi ilerledikçe bizimkiler çekilerek, ikindiden sonra işe son vermişlerdir. Askerimiz muayene olununca on beş yirmi nefer kadar zayiatımız olduğu anlaşıldı. Mehraliu Ağa da bu muharebede ayağının tabanından kurşunla yaralanmıştır. Yarasının yeri ve kurşunun tesiri mühimce olduğundan kumandan paşa ordunun en mahir cerrahlarını mehrali’nin yarasına bakmaya tayin etmiş ise de, mehrali burada bizim cerrahlarımıza iltifat etmemiştir. Kavmin adetlerine uyarak, yarasını kendi arkadaşlarına tımar ettiriyordu. Mehrali şimdiye kadar pek çok kurşun yarası aldığı halde, hiç birisinden vücudunda eser kalmamıştır. Ama bu yara iyileştikten sonra da kendisini topal bırakmıştır. Ordumuzu Erzurum ile beraber muhasaraya almak üzere düşmanın ova cihetine geçtiği tahakkuk edince Erzurum’un garbındaki İstanbul yolundan yapılan giriş, ve çıkışlara sürat ve ehemmiyet verildi. Birkaç gün sonra İstanbul cihetinin telgrafı dahi kesileceğinden hiç olmazsa, düşmanın büyük bir kuvveti gelip de telgrafımızı kesinceye kadar, birkaç gün daha olsun muharebemizi uzatmak için, telgrafımızı tahrip etmeye düşmanın göndereceği bir müfrezeye mani olmak emeliyle bizim süvarilerden hat boyuna bir iki bölük kadar gönderildi. Düşmanın yapmakta olduğu yolu tamamlayarak bazı toplarını ve piyadesini ova tarafına geçirdiği ve yavaş yavaxş ovaya yayılarak Erzurum’un garbına doğıru ilerlemekte olduğu anlaşıldı. Say. 882 ............................. Derhal İsmail paşa celp olundu. Kendisine şifahi vasiyetlerde bulunulduğu gibi yapılacak işler için yazılı talimat dahi verildi. Akşamdan sonraya kadar da, her şeyimiz hazır oldu. Şu kadar var ki, Mehrali yaralı olarak, muharebeden döndüğü zaman şayet kumandan paşa’nın Erzurum’dan çıkması lazım gelirse, kendisinin de beraberce çıkarılmasını rica etmişti. Çünkü hem düşmanlarının gürültü ve şamatasını işitmek istemiyor, hem de diri olarak ellerine düşmekten çekiniyordu. Muharebeden evvel ve sonra Moskof’a ettiklerinin cezasının pek ağır olacağını biliyordu. Mehrali için bir kızak yaptırıldı. Yatsıdan evvel, kendisine yatağı ile beraber kızağa yatırılarak yola çıkarıldı. Say.884 (Kitapta bundan sonra konuya pek girilmiyor. Mihrali’nin sivas taki günleri ve Yemen hikayesi genel anlatımımızdan takip edilecektir.) MİHRALİ KAYMAKAMI DÖVDÜ Bir gün beyler ve ağalar Kangal'da sohbet ederken, Kangal kaymakamı içeri girer. Herkes ayağa kalkmıştır. Mihrali ayağa kalkmaz. Kaymakam hiddetlenir. Mihrali 'de gazaba gelip kaymakamı döver. (Sen kim oluyorsun da bana ayağa kalk diyorsun, seni kalaycı çırağı seni! )der. Kaymamak bu olayı Vali Reşit Paşa 'ya anlatır. ( Seni kalaycı, beni de çırağı yaptı) der. Buna fazsıyle içerleyen vali durumu Abdülhamid 'e bildirir. Sultan da: ( Bir adamı bana çok mu gördünüz, o benim yularsız aslanımdır) diye haber gönderir. Mihrali ile valinin arasının açılmasına başka bir olay daha sebep olmuştur. Bir at yarışında Mihrali'nin karakütük adlı atı da vardır. Yalnız bu atın bir özelliği vardır. Silah atılmadan, silah sesi duyulmadan iyi koşamaz. Vali bunu bildiği için silah atılmasını istemez. İki tarafta anlaşır, yarış başlar. Karakütük hep geride kalır. Kuşkayası köyü'nden karakapak Çopur Ali, buna tahammül edemez. (Mihrali 'nin atı olsun da geride kalsın bu ne demektir?) diyerek silahını ateşler. Sonuçta karakütük birinci olur. Vali bunun Mihrali'nin planı olduğunu telâkki eder. (Mihrali, çevrede sık sık at yarışları düzenler. Konağında pehlivanlar barındırır. Böylece ata sporlarının yaşamasına yardımcı olur. Barındırdığı pehlivanlardan Siciminoğlu'nun sırtını o devirde kimse yere getirememiştir. Bu pehlivanı uyurken kalleşlikle öldürmüşlerdir.) YEMEN İSYANI PATLAK VERİR * VALİNİN GAMMAZLIĞI   *   MİHRALİ YİĞİTLİĞİNE YEDİREMEDİ Bu sıralarda Yemen İsyanı baş gösterir. Bilhassa İngilizlerin teşvikiyle Osmanlılar 'a sık sık isyan bayrağı açan Araplar, gün geçtikçe işi azıtırlar. Mihrali'yi çekemeyen Vali Reşit Paşa, (Bu isyanı bastırırsa, Mihrali bastırır!) diye Abdülhamid'e haber gönderir. Niyeti, Mihrali belasından kurtulmaktır. Padişahtan gelen haber: ( Dilerse gider, dilerse gitmez. Ben O'nu her şeyde serbest bıraktım!) şeklindedir. Durum Mihrali'ye bildirildiğinde, (Gitmem) demeyi yiğitliğine yediremeyip, atlısın toplayarak yola çıkar. Halbuki, kendisi ve askerleri YAYLA ÇOCUKLARIDIR. Böyle sıcak yerlerde harp etmeleri her zaman mümkün olmayabilir. Bir çok tedbirler alması gerekmektedir. Mihrali bunları düşünecek ve söyleyecek durumda değildir. Hazırlıklara başlar. Bir çok yerde konaklar. Niğde çayırlığında konaklaması dillere destan bir sevgi gösteresine sebep olur. Türkmen halk, Karapapak Türkü7nü ve askerini bağrına basmıştır. Adana'da büyük bir kalabalık, Mihrali'yi karşılar. (Oralar sıcaktır, sıcağına dayanamazsınız, ) diye vaz geçirmeye çalışırlar. Mihrali, geri dönmeyi gururuna yediremez. Yola çıkar ve bir zaman sonra Yemen'e varır. Yanında kardeşi yüzbaşılık rütbesindedir. YEMENDE GERÇEKLERLE YÜZ YÜZE KALIR Kimsenin baş edemediği ve bir zamanlar eşkıya iken, sonradan büyük bir vatansever olup, vatanına olmadık hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali, Yemen'in sıcağına dayanamaz, hastalanır ve orada ölür. Atlılarından çoğu da telef olur. Ancak, üç beş kişi geri döner. Bunların bazıları Acıyurt köyünden yüzbaşı Ahmet, Yetim İsmail, Mahmut çavuş, Kurdoğlu köyünden Gökçe Çavuş, Kuşadası köyünden T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeşi Ali bey ise Yemen dönüşü gemide öldürülmüştür. Bir söylentiye göre Sivas'ta karapapakların lideri olmak için Ali Bey'i T. Hüseyin öldürmüştür. Mihrali Bey'in oğlu Rüştü bey ise 1932'de vefat etmiştir. Dinleyen insanın tüylerini diken diken eden bir destan hayat. Bölgedeki bilgiler sonradan naklettiğim bilgilerle birleşince kırılmış bir vazonun parçaları yan yana getirilmiş olmakta, ortaya haşmetli bir hayat hikayesi çıkmaktadır. İftira ve tezvir ile dolu hikaye, gerçek şekliyle belirmektedir. Mihrali, gerçek bir Türk Kahramanı'dır. Rus zulmü onu dağa çıkarmış, birbiri arkasında cereyan eden olaylarla bir destanı parça parça yaşamıştır. Kars, Erzurum mücadeleleri milletimiz için hizmetinin destanî manzaralarıdır. Yemende ölümü ise Hz. Adem'den beri devam ede gelen insanoğlunun hatalarının çekilmiş bir yeni fotoğrafı gibidir. Öyle veya böyle bir Kahraman'ın sonu böyle olmamalıydı. Allah rahmet eylesin! Ruhu şad olsun. Gürcistan Azeri Türkleri’nde kaleme alınan Mehrali          VALEH HACI GARAPAPAG MEHRALİ BEY Tercüme: Sahire Karakuzu Caleh Ali Paşa oğlu Hacı (Hacıyev) Garapapağ Mehrali Bey Geçmiş Yüz yılın 2. Yarısı, XX. yüzyılın öncelerinde kötü düşmanlarımıza kan kusturmuş, Yiğitliği yenilmezliğiyle dillerde destanlanmış. Anadolu illerinde “ikinci Köroğlu” “İkinci Battal Gazi” gibi şöhret kazanmış Mehrali Bey; TürkTarihi’nin ve folkloru’nun Borcalı asıllı Milli Kahramanı’dır. Borçalı Garapapag Türkleri’nin gayret sembolüdür. Filoloji ilimleri doktoru, prof Valeh Hacı’nın (Hacıyev’in) Mehrali Bey hakkında tarihi hakikatleri aksettiren bu kitabında tarihçilerin, filologların böylelikle de geniş okuyucu kitlesinin merakına sebep olabilecek değerli bilgiler verilmiştir.   Gürcistan Azeri Türkleri’nin “Birlik” Medeni, hayır cemiyeti 1996   Hayalde yücelir kent heykelleri...   Türk soylu halkın yerleştiği eski Borçalı mahallinden Başgeçit ve Trialetiye kısa geçitte tabiatın esrarengiz güzelliklerinden nasib almış dağların ve meşelerin koynunda Darvas adlı bir kent yerleşir. Ben de Boırçalı’nın büyük yerlerinden olan bu kentte doğmuşum. Şüphesiz ki büyük yerlerin büyük de sözü, sohbeti, sevinci kederi olur. Büyük illerin hayatında aklı- karalı, acı- tatlı hatıralar sonucu görüşmeyen, silinmez izler bırakarak giden ihtiyarlardan çoğu bir çok hatıra bırakmış, hatta kendisi de hatıralaşmıştır. Yeni gelen nesiller ise, bu hatıralarla büyüyor. Onları edebileştirmek için can atıyor ve hayalen, fikren de olsa bu hatıraların bazılarını heykelleştiriyor. Böylece hayattaki edebi heykelleşme devam ediyor. Hayalde yücelir kent heykelleri Yücelir, başları göğe çatar. Nice bir yürekte nice bin kalpda Nice bin hatıra heykeller yatar   Her kentte olduğu gibi bu kentde de ebedilik kazanan, başka bir deyişle gönüllerde heykelleşen adları, yerleri çoktur. Örnek olarak eski ve yeni kent mezarlıklarına, çok sayılı pınar köprü, dağ, dere, yayla, dua, adlarını (Daşbulak, Gırhbulak, Sınıg köprü, suludere, Ağbaba, Şindi, Şamdüye, Orta Orta Bulgo Gara Arhaç) vs. gösterebiliriz. “Her şenin küllüyü” ve “Boyalı” ziyaretgahları da dünyadan göçmüşlerin ve şimdiki kent halkının inanç ve ibadet meskeni olarak edebi hayat kazanmış abideleşmiş anıt yerleridir. Uzun yılların zamanın zihinlerden silemediği tayfa-nesil adlarını da çerçeveye ilave etmek yerinde olur. Hacı öyü, Orçuöyü, Hıdırlar Osman öyü, Kaha alılar, Gül Memmed öyü, Hasan öyü, Aşırlar Molla Öyü, Guşgıranlar, Salman öyü, Ali öyü, Mehdi öyü, Hileteler , ocagöyü. Paşa’nın öyü, Beşoğullar, Vedeçıhlar ve diğerleri. Bütün bunlarla beraber, hatıra heykellerden en yücesinin asıl işi, emeli ve hüneriyle daimi hayat kazanmış il Obası’nın adını; kendi ad, kendi şöhretiyle şöhretlendirmiş, şerefiyle şereflendirmiş insana mahsusluğunu da kabul etmeliyiz. Bu kentin alimleri, şairleri, doktorları, mühendisleri, öğretmenleri de çoktu. Başka bir deyişle okumuş, çocuğu kişiye göre Borçalı ’nın ad almış illerinden biridir. Fakat bu kentin kısmetine binde bir kente nasip olabilecek şanslı yiğit bir oğul payı da düşmüş. Bu kent, kendi payına düşen bu oğulu içinde saklamamış, bu payı komşu Türk ovaları, illeri, ülkeleriyle de paylaşmış. Geçen asrın ortalarında atalarının yurdunun, Davraz kentinin kısmetine düşen bu Garapapag Türk oğlu 25 yıl sonra Borçalı çevresinin 30-40 yıl sonra ise; Anadolu- Türk topraklarının , büyük Türkiye’nin şanlı oğluna, bütün Türklerin milli kahramanına dönüşür. Böylelikle önce kendi kentinde sonra da Anadolu Toprakları’nda, Arapistan’da, Irak’da,Yemen’de bu tür Kahramanlıkların cismi olan hatıra olan hatıra heykelleri yücelmiş şöhreti Türkiye tarihi’nin kızıl sayfalarına geçmiş, destanlar yazılmış, maniler söylenmiştir. Bu, bizim neslin Hacı Öüyü’nün Ovcu Köyü’nde dünyaya gelmiş Mehrali; Rusya ve Türkiye hükümetleri’in aradıkları, lakin ele geçirilmesi mümkün olmayan Garapapag, Kacak Mehrali, Kars Gönüllü Suvari Alayı’nın Rehberi binbaşı Mehrali bey ve vatan toprağına düşman kesilenlerin ve hiyanet edenlerin amansız rakibi Türk milli Kahramanı adı dillerde destan olan meşhur Mehrali Bey’dir. Kardeş Türkiye’de Anadolu illeri’nde (İkinci Köroğlu), (İkinci Battal Gazi) gibi şöhretlenmiş, Borçalı Mehrali Bey’in hayat kitabını okuyuculara sunuyorum.                            Profesör Valeh Hacı Filoloji ilimleri Doktoru   MENBALAR, KAYNAKLAR “Mehrali benziyor Rüstem Zala” XIX yüzilliyin II yarısı XX yüzilliyin əvvələrində yağı düşmənlərimizə qan uddurmuş, igidliyi, yenilməzliyi ilə dillərdə dastanlaşmış, Anadolu ellərində “Ikinci Koroğlu ,” “Ikinci Battal Qazi ” kimi şöhrətlənmiş Mehralı bəy Osmanlı tarixinin və türk folklorunun Borçalı əsilli milli qəhrəmanı, Borçalı qarapapaq türklərinin qeyrət rəmzidir. Gürcüstan Ədəbiyyatşünaslıq Akademiyasının həqiqi üzvü, professor Valeh Hacıların Mehralı bəy haqqında tarixi həqiqətləri əks etdirən bu kitabında tarixçilərin, filoloqların, eləcə də geniş oxucu kütləsinin marağına səbəb ola biləcək dəyərli bilgilər verilmişdir. Anadolu’da ender görülen ahşap tavan işçiliği ve ahşap boyamasına sahip konak, Kafkasya kökenli ve Acıyurt Köyü’nde yaşayan Mihrali Bey tarafından 1892 yılında yaptırıldı. Adına türküler söylenen, destanlar yazılan Mihrali Bey’in üçüncü kuşak torunu Şemsettin Doymuş tarafından Sivas Valiliği’ne bağışlanan konak, 19. yüzyıl sivil mimari ve bezeme değerleri açısından yitirilmemesi gereken bir varlık olarak niteleniyor.      

onemli-kisiler

Terekeme – Karapapak Önemli Şahsiyetler..

Mihrali Bey Şeyh Şamil Kaçak Nebi Aşık Şenlik   Detay sayfasına gitmek için üzerine tıklayınız.  

Focus Dergisinden Haber

Focus dergisinden haber Focus dergisinden haber Focus dergisinden haber Focus dergisinden haber

Toplam 7 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.« İlk...34567
Üye Girişi
Kullanıcı Adı
:
Şifre
:
Şifremi Unuttum?
 
Facebook ile Giriş Yap
Sosyal Medya
Köşe Yazarları
  •     Aga Balam
  •     Chobani
  •     Adanalım
  •     Karşin Kalesi
  •     Kars Kalesi
  •     Kaynana
  •     Kiziroğlu
  •     Olmaz Olmaz
  •     Sarı Köynek
  •     Terekeme
  •     Terekeme Zurna
  •     Yanık Kerem
  •     Yanık Kerem 2
  •     Yanık Kerem 3
  •     Zeyneb Xanlarova-Sen Sen
  •     Zeyneb Xanolarova-Leylam
  •     ALAGÖZLÜM
  •     Apardı Seller Saranı
  •     AYGIZ
  •     AYRILIK
  •     Gelmedin
  •     Getti Yar
  •     Gözelim Sensin
  •     Heyva Gülü
  •     Men Gülem
  •     SEGAH
  •     Sen Gelmez Oldun (Acustıc Versıon)
  •     Sen Gelmez Oldun
  •     Sızı
  •     SON NEFES
  •     YALGIZAM
  •     YAZ AKŞAMI
Son Yorumlar
Ankara Web Tasarım